1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Son Haberler

  • 'Türk Milletine Saldırı Yapılmıştır' -

     

    'Türk Milletine Saldırı Yapılmıştır'

    Genel Başkanımız Devlet Bahçeli, İsrail'in, Filistin'e insani amaçlı yardım götüren gemilere yaptığı saldırının Türk milletine karşı açık bir düşmanlık olduğunu söyledi. Bahçeli, konunun TBMM'de özel gündemle ele alınması ve İsrail ile ilişkilerde yeni bir strateji belirlenmesi gerektiğini belirtti.
    Partisinn TBMM'deki grup toplantısında konuşan Bahçeli, şunları söyledi:
    "Her gün yeni bir iflasın ve skandalın toplumu sarstığı Türkiye'mizde, dün itibariyle iki çok önemli gelişme ülkemizin gündemine düşmüştür.
    "Bunlardan birincisi, Gazze'ye yardım götüren ve tamamen sivil toplumun barışçı ve samimi girişimine İsrail'in yaptığı alçakça saldırı sonucunda, sayıları henüz resmi olarak açıklığa kavuşmamış çok sayıda vatandaşımızın hayatını kaybetmesi ve yaralanmasıdır.
    "İkincisi ise tırmanan terör olaylarının son aşaması olarak İskenderun'da Deniz Üs Komutanlığı'na yapılan saldırı sonucunda yedi askerimizin şehit olması ve sekiz askerin yaralanması ile sonuçlanan olaydır."
    Yaşanan tablonun tek sebebinin Adalet ve Kalkınma Partisi olduğunu ileri süren Bahçeli, "İsrail, yardım götüren vatandaşlarımıza hunharca saldırmaktadır. Başbakan Erdoğan ise "Medeniyetler İttifakının Eşbaşkanı" ünvanı ile Brezilya'da çalım satmaktadır." diye konuştu.
    "Van minut" diyerek sahte çıkışlar yapmayın, gerçek bir Ankara duruşu gösterin ve işe Musevilerden aldığınız başarı ödüllerini iade ederek başlayın dedik, yaşananlarla haklı çıktık." diyen Bahçeli, "İsrail askeri güçlerinin, Gazze'de tecrit edilen Filistinli kardeşlerimize yardım malzemesi götüren sivil gemilerimizi hedef alan hunhar saldırıları bütün yurtta haklı infial uyandırmıştır.
    "Tamamen insani amaçlarla ve sivil toplumun iyi niyetli ve samimi çabalarıyla yürütülen bir yardım faaliyetinin katliama varan tepki ile sonuçlanmış olması Türk milleti tarafından asla kabul edilmeyecek olan bir saldırganlıktır.
    "Mazlum Gazzeli kardeşlerine insani amaçlarla yola çıkmış yardım gemimize yapılan saldırı Türk milletine karşı açık bir düşmanlıktır.
    İsrail devleti, bu kanlı eylemle, yıllardır mazlum Filistinlilere reva gördüğü zulme, bu kez Tük milletinin evlatlarını da dahil etmiş ve telafisi mümkün olmayacak yaranın açılmasına neden olmuştur. Bu katliam, sıradan mesajlarla geçiştirilerek,Büyükelçilerin birkaç günlüğüne geri çekilmesiyle, diplomatların cılız ve etkisiz kınama kararlarıyla, veya ucuz siyasi kabadayılıklarla, hamasetle örtülemeyecek kadar ciddi, son derece önemli ve hayatidir.
    Tamamen sivillerden oluşan ve kardeşlerine yardım etmekten başka bir amacı olmayan kadirşinas milletimin temsilcilerine karşı İsrail ordusunca yapılmış saldırı doğrudan Türk milletine yapılmıştır.
    Bu hunhar saldırıdan sonra, hiçbir özür, bahane, gerekçe olayı örtemeyecek, Türk milleti bu saldırganlığı hesap hanesine mutlaka yazacaktır.
    Olayın gerçekleştiği saatlerde, Başbakan Şili'de, Dışişleri Bakanı Brezilya'da küresel projelerin taşeronluğunun peşindedir. Günün ilerleyen saatlerine kadar hükümet suskun, aciz ve çaresizdir.
    Milletimiz, Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada yer verilen "sonuçlarına katlanırsınız" ifadesinin, ve ilerleyen saatlerde Başbakan'ın uyarısındaki "yetti artık" sözünün gerçek karşılığını görmek istemektedir. Sabırsızdır." diye konuştu.
    "Türk devleti, kendinde güç vehmederek tarihi bir yanılgıya düşenlere gereken karşılığı vermeye kadirdir." diyen Bahçeli, "Milletimizi haklı iken haksız çıkartacak duygusal tepkilerden uzak kalmaya; doğru zeminlerle ve doğru yöntemlerle İsrail'den soracakları hesabın arkasında durmaya, ancak sağduyuya çağırıyorum. Türkiye'nin sokaklarda taşkınlık yaparak bulacağı bir çözüm yoktur, tepkiler demokrasinin sınırları ve meşruiyet içinde olmalıdır.
    Konu bu aşamadan sonra siyasetin de üstünde milli bir konudur. Bu olayla birlikte, İsrail ile ilişkilerin geleceği hakkında derhal yeni bir strateji belirlenmelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi acilen özel gündemle toplanmalıdır. Bu toplantıda, yaşanan saldırılar, geride kalan diplomatik skandallar, karşılıklı restleşmeler de dahil olmak üzere Türkiye-İsrail ilişkileri değerlendirmelidir." değerlendirmelerinde bulundu.

  • TEŞKİLATA SADAKAT -

     

     Beykoz Ülkü Ocağı Dergi Temsilciliği Başkanı Mehmet Gündoğdu, yapmış olduğu konuşmada, Ülkü Ocaklarının temel amacının, milletimizi asırlardan beri sürüp gelen iktisadi, siyasi ve sosyal sorunlarını, Türk milletinin tarihi gerçeklerini, dinine, ırk ve adaletine, kısacası Türkiye’nin gerçeklerine uygun milli bir amaçla halletmek en yüce gaye, olduğunu belirtti.

     

    Başkan Gündoğdu, bu bağlamda yeni yetişen nesle bu konuları öğretmeyi amaçlayarak başlatılan bu çalışmaların diğer bir tarafı da kendi temelini oluşturan eğitim, kültür ve bilgi aktarıcılığı noktasında da yolumuza devam etmektir, dedi.

     

    Beykoz Ülkü Ocakları yapmış olduğu toplantıda, seminerci olarak yine ocaklarının içinden yetişen İlker Öztürk’ü getirdi.

     Öztürk, Ülkü Ocaklarının amacının genç nesle Türk Milleti’nin varlığı ve tarihinin yanı sıra gelecekte önce aileye karşı olan sevgi - saygı ile yetişmesi gereken ve ardından okullarında başarılı öğrenciler olarak mezun olmaları ve edineceği meslekler ile de Türk Milleti’ne faydalı birer insan olma yolunda yapılması gerekenleri anlattı.

    İlker Öztürk konuşmasının devamında şunları söyledi;

    Ülkü Ocakları kendisinin üst kurumu yani baba ocağı olan Milliyetçi Hareket Partisi’ne göstereceği itaat ve sadakatla çalışmalarını devam ettirecektir.

    Temel amaçlardan bir tanesi ise teşkilata okumuş kadrolar yetiştirmektir, dedi.

     

    İlker Öztürk, Ülkü Ocakları; aynı ülküyü taşıyan mücadeleci milliyetçi toplumcu genç ülkücülerin ocağıdır (evidir).

    Ülkü Ocağı, milletine karşı derin sevgi ve saygı hislerini taşıyan kendisini Türklüğe adayan genç ülküdaşların ocağıdır.

    Ülkü Ocakları, batıcılığı bir taklitçilik müessesesi haline getiren ve bugünkü her türlü mesuliyet duygusundan yoksun ve gayesiz bir neslin yetişmesine sebep olanlara karşı mücadelede azimli genç ülküdaşların ocağıdır.

    Öztürk, Ülkü Ocakları, yaşıyor ve yaşamaya devam edecek… Ülkü Ocakları her ülkücünün yüreğinde bir sevdadır. O sevda içinde acılar ve sevinçler, hep ortak bir paylaşımla sahiplenilir. Ülkü Ocakları şanlı bir mazinin atiye açtığı aydınlık bir yoldur. Milyonlarca Türk gencini, milletinin kendi değerleri ile tanıştırmak ve bir hayat tarzı oluşturmak için kurulan bir milli okuldur. Bu okulun verdiği şuur, Türk milleti için yapılabilecek her türlü fedakârlığın alt yapısını oluşturur. Bu yapı var oldukça, Türkiye’nin yarınları da garanti altında demektir. Türkiye’nin dört bir yanında tüten ocaklar, vatanın bütünlüğü, milletin birliği adına inanç ve Türk milletinin her alanda yükseltilmesi noktasında ülkü sahibi bireylerin yetişmesi için kurulmuş en büyük sivil toplum kuruluşunun başında gelmektedir, diyerek sözlerini tamamladı.

     

    Beykoz Ülkü Ocaklarının seminerine katılan MHP Beykoz İlçe Başkanı Sadık Ali Uslu ise, yetişen genç nesile, temel eğitimin öncelikle aileye karşı olan sevgi ve saygıdan başladığını belirterek “ anasına- babasına faydalı olmayan hiçbir gencin ne Ocak’ta ne de teşkilatta faydalı olamayacağının” altını çizerek, öncelikli olarak bu konulara dikkat edilmeli, dedi.

     

    İlçe Başkanı Uslu, katılımcı genç nesillere, okuldan artan zamanlarda birbirinizi özleyin, okullarınızda ise birlik ve beraberlik içinde olun. İnsanlarımızın son zamanlarda eksiklik hissettiği aile bağlarının kuvvetlenmesi için önemli adımlar atmış olacaksınız, dedi.

     

    İlçe Başkanı Uslu, sizler alacağınız belli sorumluluklarla bizlere yol haritası olan fikriyatımız ve onun sembolü olan Üç Hilali taşıyacaksınız. Bu yüzden elinizde bulunan lekesiz tertemiz değerlerin kıymetini bilin ve Bayrağı yere düşürmeyin, Bayrağı lekelemeyin, dedi.

     

    MHP İlçe Başkanı Uslu, konuşmasının son bölümünde teşkilata sadakatin esas olduğunun altını çizerek  “bütün yapılacak çalışmaların ana merkezi Milliyetçi Hareket Partisi çatısıdır, bu yüzden herkes teşkilatına gereken sadakati göstermeli, onun yükselmesi yolunda elinden gelen gayretler içinde olmalıdır” diyerek, ülkücü edep ve adap ile yaşantılarının devam ettirilmesinin önemine” dikkat çekti.

     

    İlçe Başkanı Uslu, rahmetli Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş beyefendinin başlatmış olduğu yolda ve bu günde davamızın ilkeli, bilgili, bilge lideri Hedef 2023 Lider Ülke Türkiye özlemi ile çalışmalarını devam ettiren Sayın Genel Başkanımız Dr. Devlet Bahçeli beyefendi ile onurlu ve şerefli Türklük mücadelemizi sürdürmekteyiz diyerek     “ bizler umutsuzluğu olduğu yerde umudumuzu kaybetmeden yürüyenleriz. Her yolda çakıllar her durduğumuz yerde bölücüler, fitneciler, nifakçılar vs. olsa ne yazar, ya ölümüne severiz ya da tek kalemde sileriz” şeklinde konuşması katılımcı gençler tarafından büyük alkış aldı.

  • PKK'lıları Avrupa'da besleyeceğiz -

     

    AKP MKYK üyesi ve Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı, TBMM Dış İşleri Komisyonu sözcüsü çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu, PKK’nın önümüzdeki hafta ve aylarnda çözüleceğini, Irak’ın kuzeyinde bulunan kamplarda barınan PKK’lılardan suça karışmamış olanların rehabilite edileceğini, çeşitli suçlara karışmış olanların ise İskandinav ülkeleri gibi ülkelere gönderileceğini söyledi.

    çankırı Karatekin üniversitesi tarafından düzenlenen ‘Türk Dış Politikasının Güncel Konuları’adlı konferansta konuşan Kınıklıoğlu, kendisinin de son dönemde aktif olarak yer aldığı bölgesel dış politikalar hakkında bilgi verdi. Türkiye ile Irak arasındaki ilişkinin, özellikle Kuzey Irak’taki durum nedeniyle oldukça gergin olduğunu, ancak şu an hem Bağdat’la, hem de Erbil’le doğrudan ilişki ve hassasiyetlerimizi birinci elden aktarabileceğimiz mekanizma geliştirildiğini anlatan AK Parti milletvekili Suat Kınıklıoğlu şöyle konuştu. “Göreceksiniz önümüzdeki hafta ve aylarda PKK’nın Kandil’den ve oralardan çözüleceğini, oradan eli silah tutmamış olanların rehabilite edileceğini, suç işleyenlerin, şiddete karışmış olanların başka ülkelere işte İskandinavya falan gibi başka ülkelere yollanacağını ve bu sorunun ortadan kalkacağını göreceksiniz. çünkü artık saha bitti, topu taca atmanın gereği kalmadı. Türkiye, Irak’la ilişkilerini geliştirerek PKK’yı oradan çıkaracak. Zaten şu andaki açılımın yan yansıması aslında Irakla ilişkilerin geliştirilmesidir.”

     

     

  • BEYKOZ AYAKTA -

     

    ŞEHİT EVİNDE YAS

    31 Mayıs 2010 Pazartesi

     

    İskenderun'daki Deniz Üs Komutanlığı’na bağlı İkmal Birliği’ne teröristlerce yapılan roketli saldırıda şehit olan er Erhan Terletme’nin evine ateş düştü.

    3 ay önce davullu zurnalı yapılan uğurlama töreninde, mutluluğu yaşayan Erhan Terletme’nin ailesi ve arkadaşları gözyaşlarına boğuldu

    Şehit Er Erhan Terletme’nin Beykoz Gümüşsuyu Mahallesi Babacan Sokak 31 Numara’daki evine acı haber sabah erken saatlerde geldi. Terletme ailesinin tek çocuğu olan Erhan Terletmez’in şehadet haberi üzerine anne Fatma Terletme ve baba Necati Terletme sinir krizi geçirdi. İstanbul Garnizon Komutanlığı’ndan gelen görevli sağlık ekibinin müdahale ettiği anne Fatma Terletme’ye evinde sakinleştirici tedavi uygulanırken, oğlunun ölüm haberi üzerine şok geçiren baba Necati Terletme’nin ağzından ise tek kelime çıkmadı.

    3 aylık asker olduğu öğrenilen Er Erhan Terletme’nin amcası Şakir Terletme yaptığı açıklamada, “Yeğenim ile dün akşam telefonla görüşmüştük. Huzurunun yerinde olduğunu söylemişti. Halini hatırını sordum iyiyim dedi. Sonra telefonu kapattık. Bu saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin Allah belasını versin, hepsini lanetliyorum" diye konuştu.

Bozkurt

PDF Yazdır

BOZKURTLARIN KUR'ANI VAR,
ALLAHIDIR ONA TEK YAR,
GÜLLERINE YAGMASIN KAR,
ÍMANLARI SÖNMEDÍKÇE!

Bozkurt  nedir? Bir birlerini takip etmis olan bir çok Türk nesillerinin ortak mali olan millî destan parçalarimizda, Türklere yol göstericilik yapan, Türkleri zaferlere götüren sembol...

  Her milletin tarihi bir veya bir takim mitoloji ile baslar. Yazi icad edilmeden evvel mitolojiler vardi. Agizdan agiza söylenerek, nesilden nesile geçiyordu. Yazi icad edildikten sonra, o zamana kadar halkin agzinda dolasan ve bir milletin topyekûn yasantisinin izahi demek olan mitoloji (yahut mitoloji seklindeki yazi) yazilmaya baslandi.    Her milletin mitolojisi gibi Türk mitolojisi de yanliz bir kisi tarafindan yazilmadi. Önce Hikâye ve masal yazmaya merakli olan kimseler, bulunduklari yerdeki hikâye ve masallari halkin agzindan dinliyerek yazdilar. Uzun tarih içinde hikâye ve masallardan bir kaç tanesini küçük bir brosürde yazip topluyanlar oldu. Böylece 8-10 Mitoloji (hikâye) bir kitapta toplanmis oldu. 8-10 Mitolojiye, yeni mitolojiler ileve edenler oldu.  Böylece 15-20 Mitoloji bir kitapta toplanmis oldu. Böylece daha büyük bir mitoloji kitabi yazilmis oldu.

Íngilizler için Aslan, Ruslar için ayi, Íranlilar için Pars, yahut kaplan, Japonlar için ejder. Ítalyanlar için Romüs ve Romülüsü Kurt ne ise, Türkler için de Bozkurt odur. Bir aydin kisinin Bozkurd'u kabul etmemesi, aydin geçinen bu insanin kendi milli tarihini bilmemesi, milli tarihi ret ve inkâr etmesi demektir. Kendi milletini ve onun bayragini kabul etmemesi demektir. Kurdu kabul etmemek, en azindan büyük ecdadi inkâr etmek, tanimamaktir.

    Kendi milletine ve milliyetine hürmet etmiyene kimse hürmet ve itibar etmez.

  Türk milletinin yaratilis destaninda kurt karsimiza öyle bir hasmet öyle bir mânâ ile çikiyor ki, ona gönül vermemek elden gelmiyor. Türklügün bilincine varmis olan herkesin onu benimsememesi mümkün degil.

Hunlar devrine yaklasirken ve özellikle Hunlar devrinde (M.Ö.220-M.S. 220) Bozkurt karsimiza daha sumüllü olarak çikiyor. Artik Bozkurt sadece ilâhi bir Ata veya sadece bayrakta milli bir sembol degildir. Bunlarla beraber Bozkurt, ilâhi bir güç, orduya yol gösteren bir klavuz, darda kalanlarin yardimina kosan bir Hizir, Hakan'a ve orduya ihtiyat, ihtimam ve temkin dersi veren bir hoca sembolü olarak karsimiza çikiyor. Bozkurt Oguz Han'la ve ordusu ile beraber savasiyor. Bu hal, en azindan orduya moral veren ve onu zaferden zafere kosturan bir faktördür. Artik Bozkurt savasçiligin, cesaretin, bir sembolüdür. O kurt olmaktan ziyade, Kurda benzetilen bir kurtarici ve bir kahramandir. Bilgin ve akilli bir Hakan'dir.

    Bir millet için, özellikle milletin içinden çikip gelen ordu için ihtiyat, temkin, ihtimam gibi hasletler, üstün moral sahibi olmak, kendisine ve kendi gücüne güvenmek, bütün bunlarin üstünde hakli bir is yaparken Allah'in (Putperest dahi olsa) yardim edecegine inanmak, kötü hasletler midir ki, bunlari temsil ve sembolize eden Bozkurt ve onun sahsinda Türk'üm diyen gençler horlanmaktadir. ATATÜRK'e de Bozkurt deniliyordu. ATATÜRK de mi hor görülüyor?

    Bozkurd'un Buzdagindan, dagi ve tasi, tozu ve dumani birbirine katarak hizla inmesi ve ordunun önüne düsüp yürümesi, bana tarihi bir gerçegi hatirlatti.

    Ílkçaglarda Mezepotamya, Ortaanadolu ovalari, Dogu'da Pasinler ovasi ve Medya meskun ve medeni ülkeler iken, yüksek ve ormanlarla kapli olan Güneydogu Anadolu, insanlarla meskûn degildi. Buralarda vahsi hayvanlar ve sürüler halinde kurtlar yasardi. Kisin her taraf 100-120 cm karla kaplaninca, yiyecek bulamiyan ve aç kalan kurtlar, sürüler halinde Mezepotamya, Ortaanadolu ve Medya ovalarindaki agillara, koyun sürülerine saldirirlardi. Kurtlarin geldikleri Güneydogu Anadolu'ya o devrin insanlari Kurdistan diyorlardi. Kurdistan'a 1071 den sonra kalabalik (Kurbaba) kabileleri de yerlestirilmis oldugu ve bu kabilelere, Güneydogu Anadolu'nun Selçuk Sultani A.Keykubat tarafindan temlik edildigi ayni mintikaya yine Kurdistan denildigi M.Serif Bey tarafindan Varto Tarihi ile tesbit edilmistir.Kurdistan'a Kürdistan denilmesi maksatli degilde nedir?...

Yukarida temas ettim ya.. Efendim Kurdun tek basina ve mücerret olarak bir mânâsi ve önemi yoktur. Kurt, Türk kültürünün bir unduru, bir bölümüdür. Türk kültür ve medeniyeti, edebiyati, tarih ve sosyal yasantisi, devlet ordu sevk ve idaresiyle beraber mütalâa ettigimiz zaman kurdun önemi daha iyi anlasilir. Mesele kurdu hor görmek ve inkâr etmek meselesi degildir. Kurdun sahsinda Türk Kültür ve medeniyetine sahip çikma meselesidir. O Türk idealinin, Türk dinamizminin önemli bir parçasi ayrilmaz bir bölümüdür. Siz kurdu kabul etmez, kürt tabirini kabul ederseniz, sizKurdistan'a Kürdistan derseniz, bundan cesaret alanlar, millî sinirlar içinde Kürdistan devlet kurmaya kalkarlar. Konu memleketin bütünlügü açisindan ele alininca, Kurd'un onu kabul veya inkâr etmenin önemi biraz daha açik anlasilir sanirim.
BOZKURT DESTANI

Bozkurt Destanı, bilinen en önemli iki Kök-Türk destanından biridir (ötekisi Ergenekon Destanı'dır / ayrıca Ergenekon Destanı'nın, Bozkurt Destanı'nın devamı olması kuvvetli bir olasılıktır). Bu destan bir bakıma Türkler'in soy kütüğü ve var olma hikâyesidir. Ayrıca, Türk ırkının yeni bir var oluş biçiminde dirilişi de diyebileceğimiz Bozkurt Destanı, Bilge Kagan'ın Orkun Anıtları'ndaki ünlü vasiyetinin ilk sözleri olan ''Ben, Tanrı'nın yarattığı Türk Bilge Kagan, Tanrı irâde ettiği için, kaganlık tahtına oturdum'' cümlesi ile birlikte düşünülecek olursa, soy ve ırkın nasıl yüceltilmek istenildiğini de anlatmaktadır. Destan, Çin kaynaklarında kayıtlıdır. Bozkurt Destanı'nın iki ayrı söyleniş biçimi vardır. Ama bu iki varyant arasındaki fark azdır ve Çinliler'ce yazıya geçirilirken ad ve kelimelerin Çince'ye uydurulma gayreti yüzünden ortaya çıkmıştır. Kimi araştırmacılar, Türkler'le ilgili başka bir kurt efsanesini de katarak bu varyant sayısını üçe çıkarsalar da, aslında onların Bozkurt efsanesinin üçüncü söylenişi dedikleri bu destan, Hunlar çağındaki Usun Türkleri'nin bir efsanesidir. Bu efsane, Hunlar'da Kurt adlı bölümde anlatılmıştır. Bozkurt Destanı'nı, Çin'de hüküm sürmüş Chou hanedanının resmi tarihinin 50. bölümünde ve yine Çin hanedanlarından olan Sui sülalesinin resmi tarihinde kayıtlıdır.

Bozkurt'tan türeyiş efsaneleri, Türk mitolojisinin en ileri ve romantik bölümüdür. Türk mitolojisinde genel olarak tüm millet düşmanlarınca yok edilir, geriye yalnızca bir çocuk kalırdı. Türk özelliğini taşıyan hemen her efsanede bu motifi bulmak mümkündür. Aşağıda yer verilen Bozkurt Destanı'na göre Türkler, eskiden Batı Denizi adlı bir yerin batısında oturmakta idiler. Efsanedeki Batı Denizi, Aral Gölü olabilir. Batı Denizi'nin Altay Dağları ya da Tanrı Dağları üzerinde bir göl olması da muhtemeldir. Destandaki, geriye kalan tek çocuğun kolları ile bacaklarının kesilerek bir bataklığa atılması da, Türk mitolojisinde önemli bir yer tutar. Bu tür bataklık motifleri, Hun ve Macar efsanelerinde de vardır.

Türkler'in yeniden türeyişlerini anlatan bir destan olan Bozkurt Destanı'nın kısa bir özeti aşağıda verilmiştir:

 Bozkurt Destanı

''...Türkler'in ilk ataları Batı Denizi'nin batı kıyısında otururlardı. Türkler, Lin adlı bir ülkenin ordularınca yenilgiye uğratıldılar. Düşman çerileri bütün Türkleri erkek-kadın, küçük-büyük demeden öldürdüler. Bu büyük ve acımasız kıyımdan yalnızca 10 yaşlarında bulunan bir oğlan sağ kaldı geriye. Düşman askerleri bu çocuğu da buldular ama onu öldürmediler; bu yaşayan son Türk'ü acılar içinde can versin diye, kollarını ve bacaklarını keserek bir bataklığa attılar. Düşman hükümdarı, çeri (asker) lerinin son bir Türk'ü sağ olarak bıraktığını öğrendi; hemen buyruk verdi ki bu son Türk de öldürüle ve Türkler'in kökü tümüyle kazına... Düşman çerileri çocuğu bulmak için yola koyuldular. Fakat dişi bir Bozkurt çıktı ve çocuğu dişleriyle ensesinden kavrayarak kaçırdı; Altay dağlarında izi bulunmaz, ıssız ve her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir mağaraya götürdü. Mağaranın içinde büyük bir ova vardı. Ova, baştan ayağa ot ve çayırlarla kaplıydı; dörtbir yanı sarp dağlarla çevrili idi. Bozkurt burada çocuğun yaralarını yalayıp tımar etti, iyileştirdi; onu sütüyle, avladığı hayvanların etiyle besledi, büyüttü. Sonunda çocuk büyüdü, ergenlik çağına girdi ve Bozkurt ile yaşayan son Türk eri evlendiler. Bu evlilikten 10 çocuk doğdu. Çocuklar büyüdüler; dışarıdan kızlarla evlenerek ürediler. Türkler çoğaldılar ve çevreye yayıldılar. Ordular kurup Lin ülkesine saldırdılar ve atalarının öcünü aldılar. Yeni bir devlet kurdular, dört bir yana yeniden egemen oldular. Ve Türk kaganları atalarının anısına hürmeten, otağlarının önünde hep kurt başlı bir sancak dalgalandırdılar...''

Bu efsaneden anlaşıldığına göre, Türkler'in ilk yurtları, Orta Asya'nın batısına yakın bir yerlerde idi. Türkler, Turfan'ın kuzey dağlarına daha sonra göçmüşlerdi.

Çin tarihlerinin de yazmış olduğu Bozkurt destanı, burada bitmektedir. Çinliler daha sonra nelerin olduğunu açık olarak yazmıyorlar. Bu efsanenin son bölümü, Ergenekon Destanı'dır. Ergenekon Destanı, Cengiz Han çağında moğollaştırılmıştır. Ancak bu efsanenin kökleri ve ana motifleri, açıkça Kök Türkler ile ilgilidir. Kök Türk Devleti, MS 6.yy.dan itibaren bir cihan imparatorluğu olmuş ve 200 yıl yaşamıştır. Böyle büyük ve güçlü bir devletin, ilkel Moğollar'dan bir efsane alıp kökenlerini ona dayandırması mümkün değildir. Ayrıca, Ergenekon Destanı'nın ana motiflerinden biri, Demirci'dir. Destanda demirci, dağda demir madeni bulur ve Türkler bu demir madenini eriterek Bozkurt'un önderliğinde Ergenekon'dan çıkarlar. Unutmamak gerekir ki, Göktürkler'in ataları da demirci idiler. Onlar en iyi çelikleri işler, başka devletlere silah olarak satarlardı. Göktürkler'in ataları, demir cevherleriyle dolu dağların eteklerinde türemişler, demirleri eriterek yeryüzüne çıkmışlardı. Sonradan kendilerinin de demirci olmaları bundan ileri gelmektedir. Oysa Moğollar, demirciliği bilmezlerdi. Cengiz Han zamanında Moğollar'ın yanına gelen bir Çin elçisi, o çağda bile Moğollar'ın ok uçlarını taştan yaptıklarını, demir işlemeyi bilmediklerini belirtir. Moğoıllar demir işlemeyi, Cengiz Han zamanında Uygur Türkleri'nden öğrenmişlerdir. Ayrıca Bozkurt, Türkler'in kutsal hayvanıdır. Moğollar'ın kutsal hayvanı köpektir.

Asya Büyük Hun Devleti'nde, bizzat Hun hakanının başkanlık ettiği törenler vardır. Bu törenlerden en önemlisinde, devletin ileri gelenleri toplanarak Ata Mağarası'na giderler ve orada, hakanın başkanlığında dini törenler yapılır, atalara saygı gösterilir. Aynı törenler, Göktürk Devleti'nde de yapılagelmiştir. Bu adı geçen Ata Mağarası, Bozkurt'un Türk gencini düşmandan kaçırıp sakladığı ve Ergenekon'a ulaştırdığı mağaradır. Asıl önemli olan nokta ise, bütün milletçe bunlara inanılması ve devletin de bu efsaneye saygı göstermesidir. Yukarıda değinilen konular, Ergenekon Destanı bölümünde daha geniş olarak anlatılmıştır.

Az önce bir özetini vermiş olduğumuz Bozkurt Destanı, Türk kültürü'ne derinlemesine etki yapmıştır. Bugünkü Moğolistan'ın Bugut mevkiinde bulunmuş olan, 578-580 yıllarından Kök Türkler'den kalma Bugut Anıtı'nın üzerinde elleri kesik bir çocuğa süt emziren bir Bozkurt kabartması vardır. Ayrıca Özbekistan'da çeşitli yerlerde kurda binmiş, kol ve bacakları kesik insan figürleri bulunmaktadır...

HUN TÜRKLERİ VE KURT

Altay Dağları'nda yaşayan Hun Türkleri, gülen ya da kızan Kurt heykelleri yaparlardı. Büyük Hun Devleti'ni kuran Türk boyları daha çok Altay Dağları ile bu dağların güneybatısında yayılmışlardı; bu boylar ileride Kök Türk devletini kuracaklardır. Altay Dağları'nın, özellikle batı bölümlerinde bulunan kurganlarda, ağaçtan ve madenden yapılmış birçok kurt heykelciği ele geçmiştir. Bu heykelciklerin çoğu, dizgin ve eğerlere süs olmak için yapılmışlardır. Bu kurt heykelleri, doğal bir üslupla yapılmış olup gerçek bir kurdun fizyonomisini tam olarak yansıtmaktadırlar. Bu kurtların kimileri gülümsemektedirler. Bu kurt heykelcikleri, sıradan bir hayvan heykeli değildir. Onları yapan sanatçılar, kurtların yüz ve duruşlarına bir insan tavrı vermiş ve bu kurtları adeta kişileştirmişlerdir.

Bu kurtların bazıları ise korkunç görünüşlüdür. Büyük dişleri, korkutucu yüz ve göz hareketleri vardır. Kurt, insanlarca bazan korkunç olarak düşünülmüştür. Ama, Türk efsanelerinde görüldüğü üzere kurt, bu bölgelerde yaşayanların ata olarak da kabul ettikleri bir varlıktır. İşte, gülen ve şefkatle bakan kurt heykelleri bu bölge halklarının ataları olmalıdırlar.

Türkler'in kurttan türeyişi ile ilgili efsaneler ilk kez Kök Türkler zamanında görülmez. Bundan çok önceki çağlarda, mesela Asya Hun Hakanlığı döneminde bile, Türkler arasında böyle kurttan türeme efsaneleri vardı. Hunlar zamanında Batı Türkistan'da Büyük Hun Devleti'ne bağlı olarak yaşayan Usun Türkleri'nin de bir kurttan türeme efsanesi vardır. Bu efsane Çin tarihlerinde kayıtlı olup Usun Türkleri'nin hükümdar soyu ile ilgilidir. Fakat bu efsane, Kök Türk efsaneleri gibi köklü görünmemektedir. Usun Türkleri'nin kurttan türeme efsaneleri özetle şöyledir:

...Zamanın birinde, Usun Türkleri'nin ''Kunmo'' sanını taşıyan bir hanları vardı. Bu hân, Hun Devleti'nin batısında Hunlar'a bağlı olarak hüküm sürerdi. Hunlar ile Usunlar arasında savaş çıktı. Bir Hun saldırısında Kunmo'nun babası öldü. O sıralarda Kunmo çok küçüktü; daha yeni doğmuştu. Hun hükümdarı, Kunmo'nun çöle atılmasını, ölüm-kalımının kendi yazgısına bırakılmasını emretti. Çocuk çöle bırakıldı. Çölde emeklerken bir karga üzerinde dolaşmağa başladı ve gagasında tuttuğu eti yavaşça yaklaşarak ona verdi; sonra uzaklaşıp gitti. Kuşlar da çocuğu sineklerden korumakta idi. Sonra dişi bir kurt geldi; memesini çocuğun ağzına vererek onu emzirdi, sütü ile besledi. Bütün bu olanları gören Hun hükümdarı şaşırdı; çocuğun kutsal bir yavru olduğunu anladı. Çocuğu alıp adamlarına verdi; iyi bir bakımla büyütülmesini buyurdu. Çocuk büyüyerek yahşı bir yiğit oldu. Hun kaganı da, onu ordularından birine komutan yaptı. Gittikçe gelişen ve başarılar kazanan Kunmo'ya gönül bağlayan Hun kaganı, babasının eski devletini ona vererek Kunmo'yu Usun Türkleri'nin başına han olarak atadı...

Kök Türkler'in kurttan türeyiş efsanelerinin sonucunda bir cihan imparatorluğu ortaya çıkar. Ama yukarıda verilen Usun efsanesinde, Hun Kaganlığı'na bağlı küçük bir kıral vardır. Kıral, Hun imparatorunca cezalandırılmıştır. Ve sonradan, kıralın çocuğu yetiştirilerek babasının ülkesine yönetici olarak atanmıştır.

Çin tarihlerinin yazdıkları bu kayıttan anlıyoruz ki, Kök Türkler'in kurttan türeyişlerine benzer efsaneler, MÖ'ki yıllarda da söyleniyor ve bütün Türk boylarınca bunlara inanılıyordu. Bu tür efsaneler Türkler arasında o denli yayılmıştı ki, Çin tarihleri Türkler'den bahsederken, hemen bir kurttan türeme efsanesinden dem vuruyorlardı. Hun çağının yukarıda anlatılan bu kurt efsanesi, biçim olarak daha çok Kök Türk efsanelerine yakındır. Zaten Kök Türkler de -yerli ve yabancı tarih kaynaklarının da belirttiği üzere- Hunların soyundan gelirler ve kendileri de Hunlar'ın Orta Asya'daki mirasçıları olarak yaşamış ve davranmışlardır.

Avrupa'da büyük ve güçlü bir devlet kurmuş olan Batı Hunları'nda da Bozkurt ile ilgili malzemeler yer alır. Hun Türkler'i Avrupa'ya geldikten sonra -özellikle Cermenler'de- kimi yeni kurt efsaneleri görülmeğe başlanmıştır. Fakat Türkler'in kurt efsanelerinin motifleri, Romalılar'da bulunan kurt efsanesine aykırı düştüğü için, Batı Hun Türkleri ile Avrupa'ya gelen kurt efsaneleri daha çok Cermenler tarafından benimsenmiştir. Cermen kavimleri, büyük Batı Hun hakanı Attila'nın yüzünün bir kurda benzediğini söylerlerdi.

BOZKURT BİR TOTEM YA DA PUT MUDUR?

 Eski Türkler'de totemciliğin bulunduğu ve Bozkurt'un da Türkler'in totemi olduğu birtakım görüş ve çevrelerce ileri sürülmektedir. Hatta, kendilerini gerçek müslüman olarak ifade eden bazı çevreler, işi daha da ileri götürüp Bozkurt'un, Türkler'in putu/ilahı olduğunu ve kurt resmi bulunan bir yerde namaz dahi kılınamayacağını öne sürmektedirler.

Tanrı'ya şükür ben de bir müslümanım ama müslüman olmam, atalarımın ve Türk özgürlüğünün simgesi olan Bozkurt'u yok saymamı gerektirmediği gibi, atalarıma olan saygım da Bozkurt'a tapınmamı ve Bozkurt'u bir ilah ya da put düzeyinde görmemi gerektirmiyor. Ve yine Tanrı'ya şükür ki, Türkler tarihlerinin hiçbir döneminde kurda tapınmamış, kurdu bir totem ya da put olarak düşünmemişlerdir. Aslında Türkler'in eski dini olan Gök-Tanrı inancı da tek tanrıcı bir inançtır ve Türkler arasında çoktanrıcılık (Budizm vb dinlere geçenler dışında) asla görülmemiş, Türkler tarihleri boyunca tek tanrıcı inançta kalmışlardır. Bunun nasıl olduğu, aşağıda tarihi ve kültürel kanıtlarla açıklanmaktadır.

Totemcilik anaerkil düzene dayalı olmasına karşın, Eski Türkler'de ataerkillik vardır. Bir klan dini olan totemcilikte mülkiyet ortaklığı olduğu halde, Türkler'de özel mülkiyet vardı. Totem inacında aynı toteme bağlı olanlar birbirleri ile akraba sayılırken Türkler'de kan akrabalığı geçerlidir. Totemcilik daha çok asalak ekonomiye (avcılık ve devşirmecilik) dayanırken, Türk ekonomisi hayvan yetiştiriciliği üzerine kurulu idi. Totemci topluluklarda her klanın, ata olarak tanıdığı ayrı bir totemi bulunur; Türkler'de ise, bütün bir ulusun kutlu saydığı yalnızca tek bir hayvan vardır. Kurt efsanesinin toplayıcı bir vasfının bulunması, klanları birbirinden ayıran ve karşı karşıya koyan totemcilik düşüncesine aykırı düşmektedir. Klanların bireyleri totemlerinin adı ile anılırlar; Türkler'de ise her bireyin, her ailenin ayrı adı vardır. Klan, totemine taptığı halde, Türkler'de kurda tapılmaz. Totemcilikte ruhun ölmezliğine inanılmamasına karşın, evreni bile ruhlar dünyası olarak gören Eski Türkler'de dini inancın temellerinden birini ruhun ebediliği teşkil eder.

Dilbilim araştırmaları da Türkler'de totemciliğin olmadığını kanıtlamaktadır. Türkçe'de totem kavramını ifade edebilecek bir sözcük yoktur. Çünkü Türkler'de totem kavramı yoktur ve bir dilde, olmayan bir kavramın karşılığı bir sözcük bulunamaz (totem kelimesi, Türkçe'ye ingilizceden geçmiş bir kelime olup, Kızılderili dillerinden [Algonqin kızılderilileri] alınmıştır).

Sonuç olarak: Eski Türkler'de kurdun totem, put ya da ilah olması diye bir durum söz konusu değidir. Kurt, Türkler'de yalnızca özgürlük ve bağımsızlığın timsali olarak kullanılmış bir simgedir.

Atatürk, Bozkurt ve Resimler

Atatürk'e armağan edilen bozkurt heykeli

2 Ağustos 1926 gecesi Türkiye'nin ''Bozkurt'' adlı yolcu gemisi, Fransız ''Lotus'' gemisi ile Ege Denizi'nde çarpışır. Bozkurt gemisi batar ve 8 Türk denizcisi boğularak ölür. Ertesi gün, İstanbul'a gelen Lotus gemisinin kaptanı tutuklanır ve Türk mahkemelerince 80 gün hapis cezasına çarptırılır. Lotus gemisinin kaptanının karşı çıkışları sonucu dava, Lahey Sürekli Adalet Divanı'na intikal eder. Lahey Sürekli Adalet Divanı, 7 Eylül 1927'de, Türkiye'nin hukuka aykırı davranmadığına karar verir. Bu kararla birlikte ''Geminin adı ve Türk milletinin milli simgesi, Türk özgürlük ve bağımsızlığının timsali olmasından ötürü'', Türk heyetine, Atatürk'e verilmek üzere tunçtan bir Bozkurt heykeli armağan edilir. Bu davadan dolayı, dönemin adalet bakanı Mahmut Esat'a, Atatürk tarafından Bozkurt soyadı verilmiştir.

HEYKEL GÖZDEN UZAKLAŞTIRILIYOR
Adı geçen Bozkurt heykeli 1968 yılına değin Anıtkabir'de sergilenmiş, 1968'de Samsun'da Gazi Müzesi'nin açılmasıyla Atatürk'ün birçok özel eşyası ile birlikte Samsun'a yollanmıştır. Bu Bozkurt heykeli 1978 yılına dek Samsun Müzesi'nde sergilenmiş, fakat CHP iktidarının baskıları sonucu (bu baskıda devrin imar ve iskan bakanı Ali Topuz hayli etkin olmuştur) müzenin deposuna atılmıştır. O günden sonra da heykeli bir daha gören olmamıştır.

VE HEYKEL YENİDEN KEŞFEDİLİYOR
Konu hakkında araştırmalar yapan Türkiye Gazetesi muhabiri Kemal Çapraz, heykelin izini sürer ve Samsun'daki Gazi Müzesi'nde bulunduğunu öğrenir. Müze müdürü Mustafa Akkaya'dan bilgi almak ister. Müdür böyle bir heykelin bulunmadığını söyler. Kemal Çapraz, bozkurt heykelinin müzenin deposunda olduğunda ısrar eder ve nihayet heykel depoda bulunup gün ışığına çıkarılır. Fakat müdür bey, akmazsa damlar misali yine zorluk çıkarmak ister ve heykelin fotoğraflarının çekilmesine izin vermez. Lakin acar gazeteci Kemal Çapraz bakanlıktan aldığı yazılı izinle heykelin fotoğraflarını çeker.


HEYKELİN BOYUTLARI
Lahey Sürekli Adalet Divanı'nca Atatürk'e armağan edilen bozkurt heykeli kaidesiyle birlikte 29 sm yüksekliğinde, 34 sm uzunluğunda olup, kaidesi 30-12'dir.

ATATÜRK'ÜN ÇALIŞMA MASASINDAKİ BOZKURT
Atatürk'ün çalışma masasında çağırma zili olarak kullandığı küçük bir bozkurt heykeli daha vardır. Yine tuçtan olan bu heykel kaidesiyle birlikte 8 sm yüksekliğinde ve 9 sm uzunluğundadır.
Bu heykel de gazeteci Kemal Çapraz'ın girişimleriyle Samsun Gazi Müzesi'nde bulunmuştur.

DEVLET ARMASI SEÇİLEN BOZKURT

1925 yılında Türkiye Cumhuriyeti Maarif Vekaleti, Türkiye Cumhuriyeti devlet armasının yapılması için Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifleriyle bir yarışma açmıştır. Bu yarışmanın sonunda Namık İsmail'in bozkurtlu arması birinci seçilmiştir. Fakat yarışmaya katılan armalar yeterince görkemli olmadığından kullanılmamışlardır.

BOZKURTLU SİGARA

Atatürk döneminde, 1935 yılında piyasaya çıkarılan Bozkurt adlı sigaralar vardır. Bozkurt sigarasının üzerinde de bir bozkurt tasviri yer almaktadır.

PULLARDA DA BOZKURT VARDI

Atatürk'ün ölümünden sonra, 27 Mayıs 1960 ihtilalinde bozkurda ilgi yeniden canlandı. İhtilalin birinci yıldönümünde bastırılan 40 kuruşluk posta pulunda, bozkurt figürlü Ergenekon'dan çıkış sahnesi yer almaktadır.

...VE DİĞERLERİ

1924 yılında Edebiyat Fakültesi yapısında Atatürk'ün emriyle Fuad Köprülü tarafından kurulan Türkiyat araştırmaları enstitüsünün simgesi meşale tutan bir bozkurttur. Yine, Türk Ocakları'nın, Milli Türk Talebe Birliği'nin, Yavrukurt Teşkilatı'nın, ilk milli petrol şirketimiz olan Petrol Ofisi'nin simgeleri de bozkurttur. Yine, Atatürk zamanında devlet okullarında okuyan öğrencilerin başlıklarında bozkurt yer almıştır.

Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:

Ülkücü Hareket - Ülkümüz