1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Son Haberler

  • 'Türk Milletine Saldırı Yapılmıştır' -

     

    'Türk Milletine Saldırı Yapılmıştır'

    Genel Başkanımız Devlet Bahçeli, İsrail'in, Filistin'e insani amaçlı yardım götüren gemilere yaptığı saldırının Türk milletine karşı açık bir düşmanlık olduğunu söyledi. Bahçeli, konunun TBMM'de özel gündemle ele alınması ve İsrail ile ilişkilerde yeni bir strateji belirlenmesi gerektiğini belirtti.
    Partisinn TBMM'deki grup toplantısında konuşan Bahçeli, şunları söyledi:
    "Her gün yeni bir iflasın ve skandalın toplumu sarstığı Türkiye'mizde, dün itibariyle iki çok önemli gelişme ülkemizin gündemine düşmüştür.
    "Bunlardan birincisi, Gazze'ye yardım götüren ve tamamen sivil toplumun barışçı ve samimi girişimine İsrail'in yaptığı alçakça saldırı sonucunda, sayıları henüz resmi olarak açıklığa kavuşmamış çok sayıda vatandaşımızın hayatını kaybetmesi ve yaralanmasıdır.
    "İkincisi ise tırmanan terör olaylarının son aşaması olarak İskenderun'da Deniz Üs Komutanlığı'na yapılan saldırı sonucunda yedi askerimizin şehit olması ve sekiz askerin yaralanması ile sonuçlanan olaydır."
    Yaşanan tablonun tek sebebinin Adalet ve Kalkınma Partisi olduğunu ileri süren Bahçeli, "İsrail, yardım götüren vatandaşlarımıza hunharca saldırmaktadır. Başbakan Erdoğan ise "Medeniyetler İttifakının Eşbaşkanı" ünvanı ile Brezilya'da çalım satmaktadır." diye konuştu.
    "Van minut" diyerek sahte çıkışlar yapmayın, gerçek bir Ankara duruşu gösterin ve işe Musevilerden aldığınız başarı ödüllerini iade ederek başlayın dedik, yaşananlarla haklı çıktık." diyen Bahçeli, "İsrail askeri güçlerinin, Gazze'de tecrit edilen Filistinli kardeşlerimize yardım malzemesi götüren sivil gemilerimizi hedef alan hunhar saldırıları bütün yurtta haklı infial uyandırmıştır.
    "Tamamen insani amaçlarla ve sivil toplumun iyi niyetli ve samimi çabalarıyla yürütülen bir yardım faaliyetinin katliama varan tepki ile sonuçlanmış olması Türk milleti tarafından asla kabul edilmeyecek olan bir saldırganlıktır.
    "Mazlum Gazzeli kardeşlerine insani amaçlarla yola çıkmış yardım gemimize yapılan saldırı Türk milletine karşı açık bir düşmanlıktır.
    İsrail devleti, bu kanlı eylemle, yıllardır mazlum Filistinlilere reva gördüğü zulme, bu kez Tük milletinin evlatlarını da dahil etmiş ve telafisi mümkün olmayacak yaranın açılmasına neden olmuştur. Bu katliam, sıradan mesajlarla geçiştirilerek,Büyükelçilerin birkaç günlüğüne geri çekilmesiyle, diplomatların cılız ve etkisiz kınama kararlarıyla, veya ucuz siyasi kabadayılıklarla, hamasetle örtülemeyecek kadar ciddi, son derece önemli ve hayatidir.
    Tamamen sivillerden oluşan ve kardeşlerine yardım etmekten başka bir amacı olmayan kadirşinas milletimin temsilcilerine karşı İsrail ordusunca yapılmış saldırı doğrudan Türk milletine yapılmıştır.
    Bu hunhar saldırıdan sonra, hiçbir özür, bahane, gerekçe olayı örtemeyecek, Türk milleti bu saldırganlığı hesap hanesine mutlaka yazacaktır.
    Olayın gerçekleştiği saatlerde, Başbakan Şili'de, Dışişleri Bakanı Brezilya'da küresel projelerin taşeronluğunun peşindedir. Günün ilerleyen saatlerine kadar hükümet suskun, aciz ve çaresizdir.
    Milletimiz, Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada yer verilen "sonuçlarına katlanırsınız" ifadesinin, ve ilerleyen saatlerde Başbakan'ın uyarısındaki "yetti artık" sözünün gerçek karşılığını görmek istemektedir. Sabırsızdır." diye konuştu.
    "Türk devleti, kendinde güç vehmederek tarihi bir yanılgıya düşenlere gereken karşılığı vermeye kadirdir." diyen Bahçeli, "Milletimizi haklı iken haksız çıkartacak duygusal tepkilerden uzak kalmaya; doğru zeminlerle ve doğru yöntemlerle İsrail'den soracakları hesabın arkasında durmaya, ancak sağduyuya çağırıyorum. Türkiye'nin sokaklarda taşkınlık yaparak bulacağı bir çözüm yoktur, tepkiler demokrasinin sınırları ve meşruiyet içinde olmalıdır.
    Konu bu aşamadan sonra siyasetin de üstünde milli bir konudur. Bu olayla birlikte, İsrail ile ilişkilerin geleceği hakkında derhal yeni bir strateji belirlenmelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi acilen özel gündemle toplanmalıdır. Bu toplantıda, yaşanan saldırılar, geride kalan diplomatik skandallar, karşılıklı restleşmeler de dahil olmak üzere Türkiye-İsrail ilişkileri değerlendirmelidir." değerlendirmelerinde bulundu.

  • TEŞKİLATA SADAKAT -

     

     Beykoz Ülkü Ocağı Dergi Temsilciliği Başkanı Mehmet Gündoğdu, yapmış olduğu konuşmada, Ülkü Ocaklarının temel amacının, milletimizi asırlardan beri sürüp gelen iktisadi, siyasi ve sosyal sorunlarını, Türk milletinin tarihi gerçeklerini, dinine, ırk ve adaletine, kısacası Türkiye’nin gerçeklerine uygun milli bir amaçla halletmek en yüce gaye, olduğunu belirtti.

     

    Başkan Gündoğdu, bu bağlamda yeni yetişen nesle bu konuları öğretmeyi amaçlayarak başlatılan bu çalışmaların diğer bir tarafı da kendi temelini oluşturan eğitim, kültür ve bilgi aktarıcılığı noktasında da yolumuza devam etmektir, dedi.

     

    Beykoz Ülkü Ocakları yapmış olduğu toplantıda, seminerci olarak yine ocaklarının içinden yetişen İlker Öztürk’ü getirdi.

     Öztürk, Ülkü Ocaklarının amacının genç nesle Türk Milleti’nin varlığı ve tarihinin yanı sıra gelecekte önce aileye karşı olan sevgi - saygı ile yetişmesi gereken ve ardından okullarında başarılı öğrenciler olarak mezun olmaları ve edineceği meslekler ile de Türk Milleti’ne faydalı birer insan olma yolunda yapılması gerekenleri anlattı.

    İlker Öztürk konuşmasının devamında şunları söyledi;

    Ülkü Ocakları kendisinin üst kurumu yani baba ocağı olan Milliyetçi Hareket Partisi’ne göstereceği itaat ve sadakatla çalışmalarını devam ettirecektir.

    Temel amaçlardan bir tanesi ise teşkilata okumuş kadrolar yetiştirmektir, dedi.

     

    İlker Öztürk, Ülkü Ocakları; aynı ülküyü taşıyan mücadeleci milliyetçi toplumcu genç ülkücülerin ocağıdır (evidir).

    Ülkü Ocağı, milletine karşı derin sevgi ve saygı hislerini taşıyan kendisini Türklüğe adayan genç ülküdaşların ocağıdır.

    Ülkü Ocakları, batıcılığı bir taklitçilik müessesesi haline getiren ve bugünkü her türlü mesuliyet duygusundan yoksun ve gayesiz bir neslin yetişmesine sebep olanlara karşı mücadelede azimli genç ülküdaşların ocağıdır.

    Öztürk, Ülkü Ocakları, yaşıyor ve yaşamaya devam edecek… Ülkü Ocakları her ülkücünün yüreğinde bir sevdadır. O sevda içinde acılar ve sevinçler, hep ortak bir paylaşımla sahiplenilir. Ülkü Ocakları şanlı bir mazinin atiye açtığı aydınlık bir yoldur. Milyonlarca Türk gencini, milletinin kendi değerleri ile tanıştırmak ve bir hayat tarzı oluşturmak için kurulan bir milli okuldur. Bu okulun verdiği şuur, Türk milleti için yapılabilecek her türlü fedakârlığın alt yapısını oluşturur. Bu yapı var oldukça, Türkiye’nin yarınları da garanti altında demektir. Türkiye’nin dört bir yanında tüten ocaklar, vatanın bütünlüğü, milletin birliği adına inanç ve Türk milletinin her alanda yükseltilmesi noktasında ülkü sahibi bireylerin yetişmesi için kurulmuş en büyük sivil toplum kuruluşunun başında gelmektedir, diyerek sözlerini tamamladı.

     

    Beykoz Ülkü Ocaklarının seminerine katılan MHP Beykoz İlçe Başkanı Sadık Ali Uslu ise, yetişen genç nesile, temel eğitimin öncelikle aileye karşı olan sevgi ve saygıdan başladığını belirterek “ anasına- babasına faydalı olmayan hiçbir gencin ne Ocak’ta ne de teşkilatta faydalı olamayacağının” altını çizerek, öncelikli olarak bu konulara dikkat edilmeli, dedi.

     

    İlçe Başkanı Uslu, katılımcı genç nesillere, okuldan artan zamanlarda birbirinizi özleyin, okullarınızda ise birlik ve beraberlik içinde olun. İnsanlarımızın son zamanlarda eksiklik hissettiği aile bağlarının kuvvetlenmesi için önemli adımlar atmış olacaksınız, dedi.

     

    İlçe Başkanı Uslu, sizler alacağınız belli sorumluluklarla bizlere yol haritası olan fikriyatımız ve onun sembolü olan Üç Hilali taşıyacaksınız. Bu yüzden elinizde bulunan lekesiz tertemiz değerlerin kıymetini bilin ve Bayrağı yere düşürmeyin, Bayrağı lekelemeyin, dedi.

     

    MHP İlçe Başkanı Uslu, konuşmasının son bölümünde teşkilata sadakatin esas olduğunun altını çizerek  “bütün yapılacak çalışmaların ana merkezi Milliyetçi Hareket Partisi çatısıdır, bu yüzden herkes teşkilatına gereken sadakati göstermeli, onun yükselmesi yolunda elinden gelen gayretler içinde olmalıdır” diyerek, ülkücü edep ve adap ile yaşantılarının devam ettirilmesinin önemine” dikkat çekti.

     

    İlçe Başkanı Uslu, rahmetli Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş beyefendinin başlatmış olduğu yolda ve bu günde davamızın ilkeli, bilgili, bilge lideri Hedef 2023 Lider Ülke Türkiye özlemi ile çalışmalarını devam ettiren Sayın Genel Başkanımız Dr. Devlet Bahçeli beyefendi ile onurlu ve şerefli Türklük mücadelemizi sürdürmekteyiz diyerek     “ bizler umutsuzluğu olduğu yerde umudumuzu kaybetmeden yürüyenleriz. Her yolda çakıllar her durduğumuz yerde bölücüler, fitneciler, nifakçılar vs. olsa ne yazar, ya ölümüne severiz ya da tek kalemde sileriz” şeklinde konuşması katılımcı gençler tarafından büyük alkış aldı.

  • PKK'lıları Avrupa'da besleyeceğiz -

     

    AKP MKYK üyesi ve Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı, TBMM Dış İşleri Komisyonu sözcüsü çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu, PKK’nın önümüzdeki hafta ve aylarnda çözüleceğini, Irak’ın kuzeyinde bulunan kamplarda barınan PKK’lılardan suça karışmamış olanların rehabilite edileceğini, çeşitli suçlara karışmış olanların ise İskandinav ülkeleri gibi ülkelere gönderileceğini söyledi.

    çankırı Karatekin üniversitesi tarafından düzenlenen ‘Türk Dış Politikasının Güncel Konuları’adlı konferansta konuşan Kınıklıoğlu, kendisinin de son dönemde aktif olarak yer aldığı bölgesel dış politikalar hakkında bilgi verdi. Türkiye ile Irak arasındaki ilişkinin, özellikle Kuzey Irak’taki durum nedeniyle oldukça gergin olduğunu, ancak şu an hem Bağdat’la, hem de Erbil’le doğrudan ilişki ve hassasiyetlerimizi birinci elden aktarabileceğimiz mekanizma geliştirildiğini anlatan AK Parti milletvekili Suat Kınıklıoğlu şöyle konuştu. “Göreceksiniz önümüzdeki hafta ve aylarda PKK’nın Kandil’den ve oralardan çözüleceğini, oradan eli silah tutmamış olanların rehabilite edileceğini, suç işleyenlerin, şiddete karışmış olanların başka ülkelere işte İskandinavya falan gibi başka ülkelere yollanacağını ve bu sorunun ortadan kalkacağını göreceksiniz. çünkü artık saha bitti, topu taca atmanın gereği kalmadı. Türkiye, Irak’la ilişkilerini geliştirerek PKK’yı oradan çıkaracak. Zaten şu andaki açılımın yan yansıması aslında Irakla ilişkilerin geliştirilmesidir.”

     

     

  • BEYKOZ AYAKTA -

     

    ŞEHİT EVİNDE YAS

    31 Mayıs 2010 Pazartesi

     

    İskenderun'daki Deniz Üs Komutanlığı’na bağlı İkmal Birliği’ne teröristlerce yapılan roketli saldırıda şehit olan er Erhan Terletme’nin evine ateş düştü.

    3 ay önce davullu zurnalı yapılan uğurlama töreninde, mutluluğu yaşayan Erhan Terletme’nin ailesi ve arkadaşları gözyaşlarına boğuldu

    Şehit Er Erhan Terletme’nin Beykoz Gümüşsuyu Mahallesi Babacan Sokak 31 Numara’daki evine acı haber sabah erken saatlerde geldi. Terletme ailesinin tek çocuğu olan Erhan Terletmez’in şehadet haberi üzerine anne Fatma Terletme ve baba Necati Terletme sinir krizi geçirdi. İstanbul Garnizon Komutanlığı’ndan gelen görevli sağlık ekibinin müdahale ettiği anne Fatma Terletme’ye evinde sakinleştirici tedavi uygulanırken, oğlunun ölüm haberi üzerine şok geçiren baba Necati Terletme’nin ağzından ise tek kelime çıkmadı.

    3 aylık asker olduğu öğrenilen Er Erhan Terletme’nin amcası Şakir Terletme yaptığı açıklamada, “Yeğenim ile dün akşam telefonla görüşmüştük. Huzurunun yerinde olduğunu söylemişti. Halini hatırını sordum iyiyim dedi. Sonra telefonu kapattık. Bu saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin Allah belasını versin, hepsini lanetliyorum" diye konuştu.

Hayatı

PDF Yazdır

Milletimizin yetiştirdiği son Başbuğ’un hayat hikayesinin başlangıcında da göç var.

Yıl 1860 Orta Anadolu'da, Kayseri'nin, Pınarbaşı ilçesi'nin Yukarı Köşkerli Köyünde meskun Avşar Obalarından Koyunoğlu ailesi bir toprak meselesi yüzünden kavgaya girişince Sultan Abdülaziz'in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edilir.
 
Yıl 1917 ve Kasım’ın 25'i, öğle vakti.. yer, Lefkoşe. Haydarpaşa Mahallesi Kirlizade sokağı 13 numaralı mütevazi evde, Kıbrıs’a yerleşen Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve esi Fatma Zehra Hanimin Ali Arslan adini verdikleri oğulları dünyaya gelir.

Yıl 1921 ve 4 yıl 4 ay 4 günlük Ali Arslan, annesi tarafından yıkanır, yeni elbiseler giydirilir ve devrin âdetince fesi mücevherler ile süslenerek Sarayönü ilkokul'una (Sıbyan Mektebi) gönderilir. Sarıklı ve mübarek bir Osmanlı Uleması olan Hoca Efendi'nin dizi dibine çöken Ali Arslan'ın ağzından çıkan ilk söz bir euzü besmeledir. Ey Rahman ve Rahim olan Allah’ım, annem beni yetiştirdi bu mektebe yolladı, okuyup yetişip, milletime hizmet etmek istiyorum dermişçesine bir besmeledir, Ali Arslan'ın ağzından dökülen..

Birbirinin ardısıra gelen ilkokul ve Rüştiye yılları ve her biri birbirinden daha değerli Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş birer hançer olan hocalarından feyz alır. Onlar Ona müfredatın yanısıra Kıbrıs Türklerinin yalnız olmadığını Devlet-i âli Osman bakiyesi hür ve müstakil Türkiye'nin yanısıra yeryüzünde kendileri gibi bahtsız esaret altında milyonlarca Türk olduğunu da öğretirler. Dahası Osman Zeki Bey Ali Arslan'ın adini adeta senin adin "Alparslan olsun" ve Sultan Alpaslan'a denk bir yiğit Türk ol, diyerek değiştirir.

Küçük Alparslan’ın doğup, yetiştiği o yıllarda, Piyale Pasa yadigârı Kıbrıs, sevgili Yeşilada'mızın tamamı İngiliz işgali altındadır ve Türk'ün istiklâlini kaybetmesinin ne demek olduğu Onun ruhunun derinliklerine şuurunun uyanmağa başladığı günden, çocukluk yıllarının başlangıcından başlayarak siner. O her gece Türkiye'ye gidip asker olmayı ve gelip ata-baba ocağını kurtarmanın düşüyle uyur, uyanır.

Yıl 1933 ve Alparslan’ın artik işgal altında, esaret altında yasamaya dayanacak gücü kalmamıştır. Babası Ahmet Hamdi Bey'i ve Annesi Fatma Zehra Hanım’ı ikna eder, aile mallarını satıp savar yanlarında oğulları Alparslan ve kızları Dervişe olduğu halde, ak toprakların, hür toprakların, Türk'ün Türk olduğundan utanmadığı, boynunun eğik olmadığı toprakların, anavatanın, Türkiye'nin yoluna düşerler; Viyana vapuru ve.. ver elini İstanbul...

Ailesi İstanbul’a yerleşince Alparslan’ın ilk isi Kuleli Askeri Lisesi'ne kayıt olmak olur. Artık O yüreğinin Onu çağırdığı yerde ve düşlerinin peşindedir. O düşlerini düşleyen başkaları da vardır İstanbul’da... Derlenip toparlanmışlar, Türklük, Türkçülük ülküsünün O bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlardır. O Yüce Dilek, O aziz Ülkü, O muhteşem düşler, özellikle, bir Ülkü devi olan Atsız Hoca’nın can evinde, ocağında pişer ve sohbetlerle, şiirlerle, dergilerle, romanlarla mektuplarla Türk aydınlarının gönlüne cemre cemre düşmekte ve yayılmaktadır. Onlarla tanışır, buluşur, Alparslan Türkeş.

Yıl 1936 Kuleli Askeri Lisesi'ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitirince Ankara ve Harp Akademisi yılları baslar. 1938'de Harbiye'den mezun olur, artik O Türk Ordusu'nun genç bir teğmenidir ve Türk Milleti'nin emrindedir.

Yıl 1940 Isparta'da gönlünü Muzaffer Ana'ya kaptırır ve evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adli çocuklarla çiçeklenir bu evlilik ve bozkurtların Muzaffer Ana’sının 1974 yılında elim kaybından sonra 1976 yılında, Sevâl Hanım’la yaptığı ikinci evliliğinde de Tanrı Onu Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adli iki evlât daha vererek sevindirecektir.

Yıl 1944 3 Mayıs.. Ankara'da eski tabirle bir nümayiş yani gösteri veya yürüyüş vardır. Türk'ün, Türklüğün ölmediğini, ölmeyeceğini ve yükselen Türkçülük bayrağının bir daha hiçbir şekilde inmeyeceğini gösteriyorlar. Hem dosta hem düşmana... hem devlet hizmetindeki gafillere hem de yurda sızmaya çalışan hainlere, Asya bozkırlarında yaratılan bozkurt soyluların bozkurt torunlarının, bir kaç çakalın günü birlik menfaatleri için göz yumdukları kızıl yılanın farkında ve onun başını ezme azminde olduklarını gösterirler.

Şâirin öz yurdunda garipsin, öz yurdunda parya dediğince tutuklanır Türkçüler... Devrin dalkavuk iktidarının uyduruk nedenlerle açtığı Türkçülük-Turancılık Davası baslar. Türkçüler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Türkiye'de Türk Milliyetçisi olmanın bedelidir bu... Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş’te bunlar arasındadır. 20 Ekim 1944'te kendisini "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan mesnetsiz Savcıya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği isnat edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanimi severim." diye haykırır. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve bir yıldır hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen cezada daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2. numaralı mahkemede beraat eder. Bu onun Türk Milliyetçisi olduğu için zindanlara ilk atilisidir ve son olmayacaktır. Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil. O da Türklük Ülküsü için zaman zaman şiddeti artan çileyi bir ömür boyu bir an bile tereddüt etmeksizin ve yakınmaksızın, çekmiş ve çile çekmeyi şeref bilmiştir.

Yıl 1947 Alparslan Türkeş ve 15 diğer Türk subayı, A.B.D. Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıllık bir süre eğitim görürler. Bu arada ülkemizden Kars ve Ardahan civarıyla Boğazlardan üs talep eden Sovyetler Birliği’nin Komünizm maskesi ardına saklanmış, o eski ve değişmez "Moskofluğu" ayan beyan ortaya çıkar. Bu atmosferde yurda dönen Alparslan Türkeş Gelibolu ve Çankırı’daki görevlerinden sonra 1951 yılında Kurmaylık sınavını kazanır ve 1955 yılında Harp Akademisi'nden Kurmay Binbaşı olarak mezun olur.

Yıl 1955 dış görev için açılan sınavı kazanarak A.B.D. Pentagon'da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanır. Bu arada ... Üniversitesinde Uluslararası Ekonomi eğitimi görür. 1957 yılında Türkiye'ye döner.

1959 yılında Almanya'ya Atom ve Nükleer Okulu'na gönderilir ve bu okulu basarıyla bitirir. O artik bir Kurmay Albaydır.

Yıl 1960, tarih 27 Mayıs öteden beri örgütlenen ve memlekette kardeş kavgasını önleyerek bazı reformlar yapmayı hedefleyen Milli Birlik Komitesi'nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve "ihtilâl'in kudretli Albayı”dır. Kurmay Albay Alparslan Türkeş ihtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet istatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurar.

Ancak Milli Birlik Komitesi arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13Kasim 1960'ta Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve "ondörtler" olarak bilinen arkadaşları Komite'nin diğer üyelerince emekliye sevk edilerek tasfiye edilirler ve zorla evlerinden alınıp yurtdışında görevlendirilmek suretiyle sürgün edilirler. O da 19 Kasım’da Türkiye'nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderilir.

1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş’in Türkiye'ye dönmesine müsaade edilmez.

Yıl 1963 tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner.

Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adli bir dernek kurar.

Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.

Tarih 31 Mart 1965 saat 11.00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne katılır.

Tarih 1 Ağustos 1965 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultay’ında Genel Başkanlığına seçilir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili seçilir.

Yıl 1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin adi Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili olarak seçilir.

İlki, 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları arasında ve ikincisi de 1 Ağustos - 31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar.

Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler baslar.

1968 Yılından itibaren Marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu haline getirerek "Komünist Devrim" için üs haline koyarlar. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin'in Stalin'in Mao'nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri "şehir gerillası" mı "kır gerillası" mi tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakkı tanımamaktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmaya ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeye başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.

Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama her yerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket'e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980'e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet'in zaaf içinde olduğu düşünülen "zinde güçlerdi bir şeylerin yani ihtilâlin şartlarının "olgunlaşması" için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.

Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları bir çoğunu bizzat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının Komünist çetelerce katledildiğini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmediği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ızdırap dolu yıllardır.

12 Eylül 1980 sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar. Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye'nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5'ler bu sürecin şekillendiği mekanlardır.

Başbuğ 12 Eylül'den üç gün sonra teslim olur. Cunta tarafından tutuklanan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada'da daha sonrada Ankara Askeri Dil Okulu'nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi’nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenir, 9 Nisan 1985'de tahliye olur ve beraat eder.

Tarih 6 Eylül 1987.. Yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ’a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.

Tarih 4 Ekim 1987.. Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkanlığa seçilir.

Tarih 20 Ekim 1991.. Genel seçimlerde MÇP'nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M’dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.

Tarih 27 Aralık 1992.. On iki Eylül'ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP'nin son kurultay delegeleri, MHP'nin isim ve amblemini MÇP'nin kullanabilmesine karar verirler.

Tarih 24 Ocak 1992 MÇP'nin 4. Olağanüstü kurultayı toplanır ve partinin adini MHP amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.

Yıl 1997... tarih 4 Nisan...

Bu kategoride yeni haberler:

Ülkücü Hareket - Başbuğ Alparslan Türkeş

Beykoz Ülkü Ocakları

  Favorilere Ekle
  Sayfayı Ekle
  Anasayfam Yap
  Sayfayı Paylaş

Başbuğ-Lider-Genel Başkan

.

Saat

Abide Şahsiyetler

Asenalar

Anket

Hangi sanatçımızı daha çok dinliyorsunuz?

 

 

 

 

 

 


  Sonuçlar

İstatistik

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün232
mod_vvisit_counterDün217
mod_vvisit_counterBu Hafta1333
mod_vvisit_counterGeçen Hafta1147
mod_vvisit_counterBu Ay866
mod_vvisit_counterGeçen Ay6232
mod_vvisit_counterToplam33450

Online (20 minutes ago): 9
IP: 38.107.191.113
,
Tarih: 04 -09 - 2010