1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Son Haberler

  • 'Türk Milletine Saldırı Yapılmıştır' -

     

    'Türk Milletine Saldırı Yapılmıştır'

    Genel Başkanımız Devlet Bahçeli, İsrail'in, Filistin'e insani amaçlı yardım götüren gemilere yaptığı saldırının Türk milletine karşı açık bir düşmanlık olduğunu söyledi. Bahçeli, konunun TBMM'de özel gündemle ele alınması ve İsrail ile ilişkilerde yeni bir strateji belirlenmesi gerektiğini belirtti.
    Partisinn TBMM'deki grup toplantısında konuşan Bahçeli, şunları söyledi:
    "Her gün yeni bir iflasın ve skandalın toplumu sarstığı Türkiye'mizde, dün itibariyle iki çok önemli gelişme ülkemizin gündemine düşmüştür.
    "Bunlardan birincisi, Gazze'ye yardım götüren ve tamamen sivil toplumun barışçı ve samimi girişimine İsrail'in yaptığı alçakça saldırı sonucunda, sayıları henüz resmi olarak açıklığa kavuşmamış çok sayıda vatandaşımızın hayatını kaybetmesi ve yaralanmasıdır.
    "İkincisi ise tırmanan terör olaylarının son aşaması olarak İskenderun'da Deniz Üs Komutanlığı'na yapılan saldırı sonucunda yedi askerimizin şehit olması ve sekiz askerin yaralanması ile sonuçlanan olaydır."
    Yaşanan tablonun tek sebebinin Adalet ve Kalkınma Partisi olduğunu ileri süren Bahçeli, "İsrail, yardım götüren vatandaşlarımıza hunharca saldırmaktadır. Başbakan Erdoğan ise "Medeniyetler İttifakının Eşbaşkanı" ünvanı ile Brezilya'da çalım satmaktadır." diye konuştu.
    "Van minut" diyerek sahte çıkışlar yapmayın, gerçek bir Ankara duruşu gösterin ve işe Musevilerden aldığınız başarı ödüllerini iade ederek başlayın dedik, yaşananlarla haklı çıktık." diyen Bahçeli, "İsrail askeri güçlerinin, Gazze'de tecrit edilen Filistinli kardeşlerimize yardım malzemesi götüren sivil gemilerimizi hedef alan hunhar saldırıları bütün yurtta haklı infial uyandırmıştır.
    "Tamamen insani amaçlarla ve sivil toplumun iyi niyetli ve samimi çabalarıyla yürütülen bir yardım faaliyetinin katliama varan tepki ile sonuçlanmış olması Türk milleti tarafından asla kabul edilmeyecek olan bir saldırganlıktır.
    "Mazlum Gazzeli kardeşlerine insani amaçlarla yola çıkmış yardım gemimize yapılan saldırı Türk milletine karşı açık bir düşmanlıktır.
    İsrail devleti, bu kanlı eylemle, yıllardır mazlum Filistinlilere reva gördüğü zulme, bu kez Tük milletinin evlatlarını da dahil etmiş ve telafisi mümkün olmayacak yaranın açılmasına neden olmuştur. Bu katliam, sıradan mesajlarla geçiştirilerek,Büyükelçilerin birkaç günlüğüne geri çekilmesiyle, diplomatların cılız ve etkisiz kınama kararlarıyla, veya ucuz siyasi kabadayılıklarla, hamasetle örtülemeyecek kadar ciddi, son derece önemli ve hayatidir.
    Tamamen sivillerden oluşan ve kardeşlerine yardım etmekten başka bir amacı olmayan kadirşinas milletimin temsilcilerine karşı İsrail ordusunca yapılmış saldırı doğrudan Türk milletine yapılmıştır.
    Bu hunhar saldırıdan sonra, hiçbir özür, bahane, gerekçe olayı örtemeyecek, Türk milleti bu saldırganlığı hesap hanesine mutlaka yazacaktır.
    Olayın gerçekleştiği saatlerde, Başbakan Şili'de, Dışişleri Bakanı Brezilya'da küresel projelerin taşeronluğunun peşindedir. Günün ilerleyen saatlerine kadar hükümet suskun, aciz ve çaresizdir.
    Milletimiz, Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada yer verilen "sonuçlarına katlanırsınız" ifadesinin, ve ilerleyen saatlerde Başbakan'ın uyarısındaki "yetti artık" sözünün gerçek karşılığını görmek istemektedir. Sabırsızdır." diye konuştu.
    "Türk devleti, kendinde güç vehmederek tarihi bir yanılgıya düşenlere gereken karşılığı vermeye kadirdir." diyen Bahçeli, "Milletimizi haklı iken haksız çıkartacak duygusal tepkilerden uzak kalmaya; doğru zeminlerle ve doğru yöntemlerle İsrail'den soracakları hesabın arkasında durmaya, ancak sağduyuya çağırıyorum. Türkiye'nin sokaklarda taşkınlık yaparak bulacağı bir çözüm yoktur, tepkiler demokrasinin sınırları ve meşruiyet içinde olmalıdır.
    Konu bu aşamadan sonra siyasetin de üstünde milli bir konudur. Bu olayla birlikte, İsrail ile ilişkilerin geleceği hakkında derhal yeni bir strateji belirlenmelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi acilen özel gündemle toplanmalıdır. Bu toplantıda, yaşanan saldırılar, geride kalan diplomatik skandallar, karşılıklı restleşmeler de dahil olmak üzere Türkiye-İsrail ilişkileri değerlendirmelidir." değerlendirmelerinde bulundu.

  • TEŞKİLATA SADAKAT -

     

     Beykoz Ülkü Ocağı Dergi Temsilciliği Başkanı Mehmet Gündoğdu, yapmış olduğu konuşmada, Ülkü Ocaklarının temel amacının, milletimizi asırlardan beri sürüp gelen iktisadi, siyasi ve sosyal sorunlarını, Türk milletinin tarihi gerçeklerini, dinine, ırk ve adaletine, kısacası Türkiye’nin gerçeklerine uygun milli bir amaçla halletmek en yüce gaye, olduğunu belirtti.

     

    Başkan Gündoğdu, bu bağlamda yeni yetişen nesle bu konuları öğretmeyi amaçlayarak başlatılan bu çalışmaların diğer bir tarafı da kendi temelini oluşturan eğitim, kültür ve bilgi aktarıcılığı noktasında da yolumuza devam etmektir, dedi.

     

    Beykoz Ülkü Ocakları yapmış olduğu toplantıda, seminerci olarak yine ocaklarının içinden yetişen İlker Öztürk’ü getirdi.

     Öztürk, Ülkü Ocaklarının amacının genç nesle Türk Milleti’nin varlığı ve tarihinin yanı sıra gelecekte önce aileye karşı olan sevgi - saygı ile yetişmesi gereken ve ardından okullarında başarılı öğrenciler olarak mezun olmaları ve edineceği meslekler ile de Türk Milleti’ne faydalı birer insan olma yolunda yapılması gerekenleri anlattı.

    İlker Öztürk konuşmasının devamında şunları söyledi;

    Ülkü Ocakları kendisinin üst kurumu yani baba ocağı olan Milliyetçi Hareket Partisi’ne göstereceği itaat ve sadakatla çalışmalarını devam ettirecektir.

    Temel amaçlardan bir tanesi ise teşkilata okumuş kadrolar yetiştirmektir, dedi.

     

    İlker Öztürk, Ülkü Ocakları; aynı ülküyü taşıyan mücadeleci milliyetçi toplumcu genç ülkücülerin ocağıdır (evidir).

    Ülkü Ocağı, milletine karşı derin sevgi ve saygı hislerini taşıyan kendisini Türklüğe adayan genç ülküdaşların ocağıdır.

    Ülkü Ocakları, batıcılığı bir taklitçilik müessesesi haline getiren ve bugünkü her türlü mesuliyet duygusundan yoksun ve gayesiz bir neslin yetişmesine sebep olanlara karşı mücadelede azimli genç ülküdaşların ocağıdır.

    Öztürk, Ülkü Ocakları, yaşıyor ve yaşamaya devam edecek… Ülkü Ocakları her ülkücünün yüreğinde bir sevdadır. O sevda içinde acılar ve sevinçler, hep ortak bir paylaşımla sahiplenilir. Ülkü Ocakları şanlı bir mazinin atiye açtığı aydınlık bir yoldur. Milyonlarca Türk gencini, milletinin kendi değerleri ile tanıştırmak ve bir hayat tarzı oluşturmak için kurulan bir milli okuldur. Bu okulun verdiği şuur, Türk milleti için yapılabilecek her türlü fedakârlığın alt yapısını oluşturur. Bu yapı var oldukça, Türkiye’nin yarınları da garanti altında demektir. Türkiye’nin dört bir yanında tüten ocaklar, vatanın bütünlüğü, milletin birliği adına inanç ve Türk milletinin her alanda yükseltilmesi noktasında ülkü sahibi bireylerin yetişmesi için kurulmuş en büyük sivil toplum kuruluşunun başında gelmektedir, diyerek sözlerini tamamladı.

     

    Beykoz Ülkü Ocaklarının seminerine katılan MHP Beykoz İlçe Başkanı Sadık Ali Uslu ise, yetişen genç nesile, temel eğitimin öncelikle aileye karşı olan sevgi ve saygıdan başladığını belirterek “ anasına- babasına faydalı olmayan hiçbir gencin ne Ocak’ta ne de teşkilatta faydalı olamayacağının” altını çizerek, öncelikli olarak bu konulara dikkat edilmeli, dedi.

     

    İlçe Başkanı Uslu, katılımcı genç nesillere, okuldan artan zamanlarda birbirinizi özleyin, okullarınızda ise birlik ve beraberlik içinde olun. İnsanlarımızın son zamanlarda eksiklik hissettiği aile bağlarının kuvvetlenmesi için önemli adımlar atmış olacaksınız, dedi.

     

    İlçe Başkanı Uslu, sizler alacağınız belli sorumluluklarla bizlere yol haritası olan fikriyatımız ve onun sembolü olan Üç Hilali taşıyacaksınız. Bu yüzden elinizde bulunan lekesiz tertemiz değerlerin kıymetini bilin ve Bayrağı yere düşürmeyin, Bayrağı lekelemeyin, dedi.

     

    MHP İlçe Başkanı Uslu, konuşmasının son bölümünde teşkilata sadakatin esas olduğunun altını çizerek  “bütün yapılacak çalışmaların ana merkezi Milliyetçi Hareket Partisi çatısıdır, bu yüzden herkes teşkilatına gereken sadakati göstermeli, onun yükselmesi yolunda elinden gelen gayretler içinde olmalıdır” diyerek, ülkücü edep ve adap ile yaşantılarının devam ettirilmesinin önemine” dikkat çekti.

     

    İlçe Başkanı Uslu, rahmetli Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş beyefendinin başlatmış olduğu yolda ve bu günde davamızın ilkeli, bilgili, bilge lideri Hedef 2023 Lider Ülke Türkiye özlemi ile çalışmalarını devam ettiren Sayın Genel Başkanımız Dr. Devlet Bahçeli beyefendi ile onurlu ve şerefli Türklük mücadelemizi sürdürmekteyiz diyerek     “ bizler umutsuzluğu olduğu yerde umudumuzu kaybetmeden yürüyenleriz. Her yolda çakıllar her durduğumuz yerde bölücüler, fitneciler, nifakçılar vs. olsa ne yazar, ya ölümüne severiz ya da tek kalemde sileriz” şeklinde konuşması katılımcı gençler tarafından büyük alkış aldı.

  • PKK'lıları Avrupa'da besleyeceğiz -

     

    AKP MKYK üyesi ve Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı, TBMM Dış İşleri Komisyonu sözcüsü çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu, PKK’nın önümüzdeki hafta ve aylarnda çözüleceğini, Irak’ın kuzeyinde bulunan kamplarda barınan PKK’lılardan suça karışmamış olanların rehabilite edileceğini, çeşitli suçlara karışmış olanların ise İskandinav ülkeleri gibi ülkelere gönderileceğini söyledi.

    çankırı Karatekin üniversitesi tarafından düzenlenen ‘Türk Dış Politikasının Güncel Konuları’adlı konferansta konuşan Kınıklıoğlu, kendisinin de son dönemde aktif olarak yer aldığı bölgesel dış politikalar hakkında bilgi verdi. Türkiye ile Irak arasındaki ilişkinin, özellikle Kuzey Irak’taki durum nedeniyle oldukça gergin olduğunu, ancak şu an hem Bağdat’la, hem de Erbil’le doğrudan ilişki ve hassasiyetlerimizi birinci elden aktarabileceğimiz mekanizma geliştirildiğini anlatan AK Parti milletvekili Suat Kınıklıoğlu şöyle konuştu. “Göreceksiniz önümüzdeki hafta ve aylarda PKK’nın Kandil’den ve oralardan çözüleceğini, oradan eli silah tutmamış olanların rehabilite edileceğini, suç işleyenlerin, şiddete karışmış olanların başka ülkelere işte İskandinavya falan gibi başka ülkelere yollanacağını ve bu sorunun ortadan kalkacağını göreceksiniz. çünkü artık saha bitti, topu taca atmanın gereği kalmadı. Türkiye, Irak’la ilişkilerini geliştirerek PKK’yı oradan çıkaracak. Zaten şu andaki açılımın yan yansıması aslında Irakla ilişkilerin geliştirilmesidir.”

     

     

  • BEYKOZ AYAKTA -

     

    ŞEHİT EVİNDE YAS

    31 Mayıs 2010 Pazartesi

     

    İskenderun'daki Deniz Üs Komutanlığı’na bağlı İkmal Birliği’ne teröristlerce yapılan roketli saldırıda şehit olan er Erhan Terletme’nin evine ateş düştü.

    3 ay önce davullu zurnalı yapılan uğurlama töreninde, mutluluğu yaşayan Erhan Terletme’nin ailesi ve arkadaşları gözyaşlarına boğuldu

    Şehit Er Erhan Terletme’nin Beykoz Gümüşsuyu Mahallesi Babacan Sokak 31 Numara’daki evine acı haber sabah erken saatlerde geldi. Terletme ailesinin tek çocuğu olan Erhan Terletmez’in şehadet haberi üzerine anne Fatma Terletme ve baba Necati Terletme sinir krizi geçirdi. İstanbul Garnizon Komutanlığı’ndan gelen görevli sağlık ekibinin müdahale ettiği anne Fatma Terletme’ye evinde sakinleştirici tedavi uygulanırken, oğlunun ölüm haberi üzerine şok geçiren baba Necati Terletme’nin ağzından ise tek kelime çıkmadı.

    3 aylık asker olduğu öğrenilen Er Erhan Terletme’nin amcası Şakir Terletme yaptığı açıklamada, “Yeğenim ile dün akşam telefonla görüşmüştük. Huzurunun yerinde olduğunu söylemişti. Halini hatırını sordum iyiyim dedi. Sonra telefonu kapattık. Bu saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin Allah belasını versin, hepsini lanetliyorum" diye konuştu.

27 Mayıs İhtilali

PDF Yazdır

İhtilâli Hazırlayan Sebepler1957 milletvekili seçimlerinden sonra gerek ortamın sosyo psikolojik durumu gerekse iktisadî sıkıntılar iktidar ve muhalefetin dengeli bir politika izleyememesi ihtilâli hazırlayan sebepleri ortaya çıkarmıştır. Bu sebepleri iktidarın tutumu, bunların altında tahkikat encümeni, aleyhte propaganda, ordunun durumu olarak incelemek mümkündür.İktidarın Tavrı İktidar, 1957 seçimlerinden sonra muhalefete karşı daha sert bir tutum içerisine girmiştir. Yeni dönemin başlangıcında TBMM iç tüzüğünde yapılan değişiklikler muhalefetin gelişmesine engel olmak niyetiyle yapılmış düzenlemelerdi. Bu düzenlemeler, özetle milletvekillerinin denetim haklarının kısıtlanması, dokunulmazlıkların kaldırılmasının kolaylaştırılması ve verilebilecek cezaların artırılmasıdır.İktidarın adlî konuda yaptığı tasfiye kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. CHP, meclis tahkikatı istemiş ve Ankara barosu toplantı yapmıştır. Hâkimler çevresinde de DP iktidarına karşı güvensizlik yayılmıştı.Mevcut basın kanunu zaten antidemokratik hükümler taşıyordu. Basına özgürlük vaadleriyle gelen DP, bu hükümleri kaldırmak yerine yeni kısıtlamalar getirdi. Bu durumu Celâl Bayar; "En iyi niyetlerle demokrasiyi tesis etmeye gelmiş bir parti, basından vatandaş haklarına kadar bütün anayasa alanlarında en geniş kapıları açmış fakat bu hürriyetlerin suiistimali karşısında tedbir ala ala, dar hürriyetli bir idare hâline gelmiştir"  diyerek açıklamaktadır. Muhalefetin propaganda boyutlarını göz önüne alırsak, açıklamanın bir anlamda doğru olduğunu düşünülebiliriz.

 

DP, basını sıkı bir şekilde kontrol altına aldı. Üniversitelere de yeni yükümlülükler getirildi. 1954'de memurlar hakkında çıkarılan kanun üniversite personeline de uygulanmıştı. 1956'da Ankara Üniversite-si'nde görevli bir fakülte dekanı küçük bir sebepten üniversitedeki görevinden uzaklaştırılarak vekâlet emrine verildi. Bu durum protesto edildi ve bazı öğretim üyeleri görevlerinden istifa ettiler. Böylece üniversitelerde iktidar aleyhine hava yaratıldı.20 Nisan 1957'de işçi sendikaları konfederasyonu kapatıldı. Arkasından büyük şehirlerde 5 sendika birliği daha kapatıldı. Aynı zamanda muhalif partilere karşı sert tedbirler alındı. Partilerin seçim sebebiyle propaganda dönemi dışında açık hava toplantısı yapmaları yasaklandı. Kapalı yerlerdeki toplantılar da yörenin en büyük mülkî amirinin iznine bağlandı. Hatta aynı kanunun 13. maddesi "hedef göstermeksizin ateş açmak" yetkisini veriyordu.İktidarın muhalefete katlanamadığının bir delili de 1954 seçimlerinden sonra kendilerine oy vermeyen şehirleri cezalandırma yoluna gitmesiydi. Bu dönemde Malatya ikiye ayrılmış ve ayrılan bölge Adıyaman adını almıştı. Kırşehir ise ilçe yapılmıştı.DP iktidarı dış politikada bloklar arası soğuk savaşı körükleyerek Türkiye'ye yapılan dış yardımı artırmayı amaçlıyordu. Ancak bu durum 1958 Temmuz'unda Türkiye'yi sıcak savaşa sokma noktasına getirmişti. 1959 yazı sonunda, on bir yıldır sabit tutulan Türk lirasının değeri dış piyasalarda düşürüldü. Batıdan alınan yeni kredi taleplerine karşılık bir dizi istikrar önlemi uygulandı. 4 Ağustos'ta yapılan devalüasyon ile Amerikan doları birden bire 2.80'den 5 Liraya çıktı. Enflâsyon yüzde yirmilere fırladı. İhtilâle kadarki dönemde iktisadî durum gün geçtikçe daha kötüye gidiyordu. Enflâsyon sabit gelirli kesimleri korkutuyor, CHP ise bu durumu kullanıyordu.İhtilâlin arifesinde Türkiye'nin gergin bir ortam içinde bulunduğu bir gerçekti. Partiler arası münasebetler tamamıyla bozulmuştu. İktidar, gittikçe artan tansiyonu, uygun tedbirler almak suretiyle düşürmeyi başaramadı. DP'nin en önemli hatalarından birisi olarak kabul edilen bu tedbirsizlik, CHP'nin işine yaramış, silâhlı kuvvetleri, üniversiteyi ve basını iktidar aleyhine harekete geçirmeyi başarmıştır. Türkiye'de iktidar ve muhalefet çekişmesinin tırmandığı bu noktada gerginliği ortadan kaldırma görevi birinci derecede iktidarın vazifesi olmakla birlikte ikinci derecede sorumlu muhalefettir. CHP'nin de aynı yönde gayret sarf etmesi gerekirken bunu yapmamıştır. Dolayısıyla Avni Doğan'ın da belirttiği gibi; "27 Mayıs ihtilâlini CHP yapmamış ancak ihtilâli hazırlamıştır".Muhalefetin Tavrı CHP tek parti dönemini ekonomik ve dış baskılar sonucu iktidarı bırakmak zorunda kalmasına rağmen hem demokratikleşmeyi hem de iktidarı elinde tutmaya devam edeceğini umuyordu. Bu yüzden 1946 seçimlerinde kendi eliyle içinden bir parti kurmuş, ancak güçlendiğini görünce karalama politikasına geçmişti. Amacı demokratik görünüm altında iktidarını sürdürmekti dersek iddialı ama doğru bir tahmin olur.CHP'nin DP hükûmetine karşı ilk günden yönelttiği, on yıl boyunca giderek dozunu arttırarak devam ettirdiği propaganda İsmet İnönü'nün 1931 tarihli konuşmasında sözünü ettiği düzenli ve daimî bir propaganda idi. Ulu orta yapılan karalama ve kötüleme Türk demokrasisine pahalıya mal oldu ve rejimde yaralar açtı. Bu hâl askerî ayaklanma ile devrilmesinde birinci derecede rol oynadı. 27 Mayıs darbesini gerçekleştirenler işte bu yoğun propagandanın etkisi altında kalınca saldırdılar. R.S. Burçak'ın bu tezinde öne sürdüğü gibi muhalefetin yapmış olduğu aleyhte propagandayı, 27 Mayıs hareketini hazırlayan yegane sebep olarak göstermesi isabetli bir tespit değildir. Ancak bu tip bir propaganda şeklinin ihtilâlin oluşumunda etkisi olduğu açıktır. Bunun yanı sıra ordu içindeki İnönü hayranlığının olayın seyrinde yapmış olduğu etkiyi de göz ardı etmemek gerekir. Nitekim İnönü de ordu üzerindeki tesirini kendisi ve partisi lehine kullanmasını bilmiştir. Ancak İnönü'nün ihtilâl ile doğrudan bağlantısı olup olmadığı kesin olarak ortaya çıkmadığından bu konuda kesin bir hükme varmak mümkün değildir.1957 seçimlerinden önce engellenen muhalefetin güç birliği 1958 sonbaharında gerçekleşti. Ekim ayında Türkiye Köylü Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisine, kasımda Hürriyet Partisi CHP'ye katıldı. CMP, CKMP oldu. CHP'nin ise adı değişmedi.1959 Ocak ortalarında toplanan 14. CHP kurultayı bir "İlk Hedefler Beyannamesi"ni kabul etti. Beyannameyle sağlanmak istenen güç birliği platformunun amaçları ise şu şekilde tespit edildi;Partizanlığın kaldırılması, ikinci meclisin kurulması, seçim güvenliği, anayasa mahkemesinin kurulması, yüksek hakimler kurulu oluşturulması, Memurlara mahkemeye başvurma hakkının tanınması, basın özgürlüğünün anayasa güvencesine bağlanması, üniversite özerkliği, yüksek iktisat şurasının kurulması, sosyal adalet kavramının anayasaya girmesi. Dikkat edilecek olursa CHP'nin muhalefet olarak istekleri iktidarında kendisinden istenilen şeylerdir. Başka bir açıdan bakıldığında DP'nin iktidara gelirken kullandığı sloganlardır.DP'nin güç birliğine cevabı Vatan Cephesi'ni kurmak oldu. 1959 Ocak ayı içinde kurulan Vatan Cephesi Ocakları ile iktidara partinin verebileceğinden fazla taban bulunmaya çalışıldı. Vatan Cephesi'ne katılımlar teşvik ediliyor, belli kesimlerden belli konumlardaki kişiler buna zorlanıyordu.Tahkikat Encümeni1960 yılı Nisan ayındaki İnönü'nün Kayseri gezisi iktidar-muhalefet gerginliğinin doruğa çıkmasına sebep olmuştu. İnönü'yü Kayseri'ye götüren tren yetkililerce durduruldu ve İnönü'den Ankara'ya dönmesi istendi. Geri dönmeyi kabul etmeyen İnönü üç saatlik bir gecikmeyle yoluna devam etti. Ertesi gün DP meclis grubu, muhalefeti bir askerî ayaklanma ve kargaşa tezgahlamakla suçladı ve muhalefetin faaliyetleriyle ilgili gerçekleri ortaya çıkarmak için bir Meclis tahkikat encümeninin kurulmasını istedi. Bu teklifi benimseyen TBMM, CHP'nin yıkıcı, gayrîmeşru ve kanun dışı faaliyetlerinin ülke genelinde meydana geliş tarzı ve bunların mahiyetinin nelerden ibaret olduğunu tahkik, tespit ve ülkenin her tarafında yaygın bir hâlde görülen kanun dışı siyasî faaliyetlerin çeşitli sebeplerine intikal etmek, matbuat meselesi ile adlî ve idarî mevzuatın ne suretle tatbik edilmekte olduğunu tetkik etmek üzere meclis tahkikatı açılmasını kabul ederek 18 Nisan 1960'ta "Tahkikat Encümeni" kuruldu.Encümen üyeleri, cumhuriyet savcısına, sorgu hâkimine, sulh hâkimine ve askerî amirlere ait bütün haklara sahiptiler. Hükûmetin sahip olduğu bütün vasıflardan istifa etmeye hakları vardı.(Bkz. Düstur, 3.Tertip, C.17, s.998.; AYDEMİR, s.259.) > kuruluşuna imkân veren yasayı onayladı. Tamamıyla Demokrat Partililerin yer aldığı ve tarafsız olması mümkün olmayan bu komisyon, kanun tasarısında da belirtildiği gibi CHP'nin işlediği öne sürülen birtakım fiillere karşı görevlendirilmiştir. Bu fiiller arasında, halkı kanunlara karşı gelmeye teşvik etmek, parti mensuplarını silâhlandırmak, orduyu siyasete karıştırmak, basınla iş birliği yaparak komünizm propagandası yapmak ve halkı hükûmetin meşruiyeti konusunda şüphe ve endişeye düşürmek yer almaktadır. Bu komisyonun kuruluşu ve ortaya çıkışı yasal olmakla birlikte, faaliyetleri sırasında uyguladığı yöntemlerin aynı ölçüde yasal olduğu söylenemez. Komisyon gerektiğinde Meclis dışında faaliyette bulunmaya yetkili kılınmış ve görev süresinin üç ay sonunda bitirilmesine karar verilmiştir. Kanuna göre Tahkikat Encümenine cezaî yetkiler dahil bütün yetkiler tanınıyordu. Bir anlamda artık devlet demek, Tahkikat Encümeni demek olacaktı. Bu durum Türkiye'de demokratik rejimin ve anayasal müstakil düzenin tahrip edilmesi anlamına gelmekteydi. Tahkikat Encümeni'nin kuruluşuyla Meclis İnönü'ye "Halkı isyana ve kanunlara karşı gelmeye teşvik eden sözler sarf ettiği ve Türk milletine, orduya ve TBMM'nin birliğine açıkça saldırdığı" için Meclis çalışmalarına 12 oturum katılmama cezasının verilmesi kararını aldı. CHP gençlik örgütleri Ankara ve İstanbul'da gösteriler düzenleyerek bu karara tepki gösterdiler. Hükûmet bu iki ilde sıkıyönetim ilân etmek zorunda kaldı. Ayrıca gösterilerin yapıldığı illerde üniversiteler tatil edildi. Üniversitelerden gelen bu tepkiyi daha sonra ordudan gelen tepki takip edecektir.Silâhlı Kuvvetlerin Tavrı Çok partili hayata geçiş ile birlikte Silâhlı Kuvvetlerin pozisyonu Demokrat Partililer için daima önemli bir mesele olarak görülmüştür. Demokrat Partililer, İnönü'nün CHP lideri olarak kaldığı süre içinde ordunun CHP'ye sempati duyacağı ve hatta destekleyeceği yönündeki kanaatlerini iktidarları boyunca üzerlerinden atamadılar. DP ordudan bu denli uzak olmalarının getireceği muhtemel sıkıntıları aşmak amacıyla emekli Mareşal Fevzi Çakmak'ı kendi saflarına çekmeye çalıştılar. CHP'nden gelen teklifleri reddeden F.Çakmak 1946 seçimleri öncesinde 14 generalle birlikte DP listelerinden seçime girdi. Çakmak'ı saflarına katan DP böylece İnönü'nün ordu üzerindeki tesirini Fevzi Çakmak ile dengelemeye çalıştı.1946 seçimlerinden sonra CHP yönetiminden memnun olmayan alt rütbeli subaylar DP saflarından siyasete girdiler. Savaş ekonomisinin etkilerini en fazla hisseden küçük memurlardan olan alt rütbeli subaylar büyük yoksulluk çektiler. Bu yüzden CHP rejiminin yıkılmasını, DP yönetiminin daha iyi günler getireceğini umdular. Oysa daha sonra aynı konudaki şikayetlerini DP iktidarı hakkında dile getirmeye başlamışlardı.Hatta 1946 seçimlerinden sonra birkaç genç DP'li parti üyesi, kendi saflarından hareket etmeye istekli genç subaylarla ilişkiye girecek kadar ileri gittiler. Celâl Bayar'ın engel olmasıyla CHP'ye karşı muhtemel bir darbe önlenmiş oldu.DP'liler 1950 genel seçimlerini kazandıktan sonra, askerlerin tepkisi konusunda endişeliydiler. Hatta seçimlerden hemen sonra bütün generaller toplanarak İnönü'yü ziyaret etmiş ve seçim sonuçlarına müdahale etmeyi teklif etmişlerdi. İnönü bunu reddetmiştir.Bu olaydan yaklaşık bir ay sonra Menderes hükûmeti güvenoyu alır almaz yeni hükûmet, sadakatlerinden kuşku duyulan diğer generallerle birlikte Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını görevden alarak geniş çaplı tasfiye hareketi gerçekleştirdi. Tasfiyenin doğrudan nedeni olarak bir albayın darbe girişimini Menderes'e bildirmesi gösterilir. Ancak İnönü'nün sınıf arkadaşı Abdurrahman Nazif Gürman, Genelkurmay Başkanı iken Menderes'in iktidarda kendini rahat hissetmemesi normaldir. CHP yanlısı basın, bu olayı siyasî istismar konusu yaptı, Silâhlı Kuvvetler de DP karşıtı bir kampanyaya girişti. DP yapılması normal bir hareketin istismar edilmemesi gerektiğini bildirerek CHP'ye uyarıda bulundu.DP, yüksek komutanlardan gelebilecek ilk tehlikeyi bertaraf etmişti. Fakat Silâhlı Kuvvetler içindeki huzursuzluk bu olaydan sonra da devam etti.1955'den sonraki sosyoekonomik koşulların baskısı yüzünden orduda rahatsızlık belirginleşti. CHP'nin baskıcı yönetimi görünüşte yıkılmış fakat yerine gelen yeni iktidarla fazla bir şey değişmemişti. Çok partili sistemde ordu önceden sahip olduğu prestije sahip değildi. DP'liler ekonomik büyümeye her şeyden fazla önem verdiklerinden Silâhlı Kuvvetleri ihmal ettikleri doğruydu. Orduya ayrılan bütçeden devamlı şikayet ediyorlar ve ordu giderlerini NATO'nun karşılamasını istiyordu. 1957 Eylülünde basında bazı subayların emekliye ayrılıp CHP'ye gireceklerine dair haberler çıktı. DP böylelikle ordudaki gidişatı öğrenmiş oldu. Aynı yıl aralık ayında dokuz subay tutuklandı. Savunma bakanlığı geniş çaplı bir komplodan dolayı bu tutuklamaların olduğunu duyurdu. Subaylar mahkemeye çıkarıldılar ve aleyhlerine hiçbir delil bulunmadığından beraat ettiler. Celâl Bayar konu hakkında soruşturma istediyse de meselenin hemen kapatılmasına isteyen hükûmet olayı kapattı. Ancak tehlike ortadan kalkınca gizli örgüt yeniden çalışmaya başladı. General Necati Tacan hareketin liderliğini kabul ettiği günlerde kalp krizi geçirerek öldü. Tacan'ın yerini alan Gürsel hareketin liderliğini kabul etti. Gizli ihtilâl örgütü önemli stratejik görevleri tutmaya başladılar. 1960 başlarında askerî istihbarat durumu sezdi ve Cemal Gürsel 4 Mayıs'ta İzmir're tatile gitti.Alt rütbeli subaylar bu durumdan paniğe kapıldılar. Yeni bir lider arayışı Genelkurmay Lojistik Daire Başkanı Cemal Madanoğlu'nun kabul etmesiyle son buldu.DP, askerî tehdidin daima farkındaydı. 5 Mart 1959 da ABD ile iç tehdit söz konusu olduğunda yardım istemek üzere anlaşmaya varmıştı. Fakat ilginç olan, darbe gerçekleştiği zaman Amerika yardım etmeyi düşünmemiştir. Mete Tunçay bunu DP iktidarını Sovyet Rusya ile ilişkilerini düzeltmeye çalışmasına bağlar.27 Mayıs Hareketinin Hazırlık Safhasında Alparslan Türkeş'in Yeri ve RolüAlparslan Türkeş, 27 Mayıs İhtilâli ile ele geçirilen iktidar imkânından yararlanmayı Türkiye'nin temel meselelerini çözebilmek için en büyük fırsat bilmiş ve değerlendirmek istemiştir. Bu niyetiyle de ihtilâlin ilk gününden itibaren bütün dikkatleri üzerine toplamış ve uyguladığı hareket tarzı ile ihtilâlin "Kudretli Albayı "olmuştur. İhtilâlden hemen sonra ortaya çıkan ortamda başbakanlık müsteşarlığının önemini kavrayan tek isim Türkeş'tir. İhtilâl sonrasında bu göreve gelecektir. Alparslan Türkeş, Cumhuriyet tarihimizde ihtilâl fikrinin köklerinin çok daha gerilerde olduğunu ve bu tarihin 1941'lere kadar uzandığını söyler. Türkeş bu fikrini şöyle açıklamaktadır; "İhtilâl fikri bu memlekette CHP iktidarı devrinde başlamış ve bu fikir, partilerin memleketin kaderini daima uçurumlara doğru sürüklemeye devam ettikleri 27 Mayıs 1960 yılına kadar gelmiştir. Bilmem kaç milyon taraftarı olan bir DP'yi askerî kuvvetin muhatabı olarak değerlendirmek 27 Mayıs'ı asıl gayeler ile anlamamış, anlayamamış olanların, acz dolu kanaatlerinden başka bir şey olamaz ". Alparslan Türkeş, Türkiye'nin 1940'lı yıllardaki durumunu şöyle anlatır; "Memleket tek parti diktatörlüğü altındaydı. Devletin başında bulunan İnönü askerlikten yetişmesine rağmen orduya karşı vefasız ve ilgisizdi. Etrafındaki general ve yüksek rütbeli subayların fikri de değişik değildi Asker ocağı bakımsız ve perişandı. Subaylık bir mahkûmiyet ve mahrumiyet mesleği hâline gelmişti. Türk ordusunun bakımı noksandı. Askere yeteri kadar ayakkabı, elbise, donatım, battaniye verilmiyordu .O sıralarda yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamış olan başka devletlerin modern zırhlı birliklerine karşı Türk Ordusunun elinde at ve manda arabaları ile deve ve merkep kolları bulunuyordu. Ordu ve millet bu durumda iken Millî Şef ve etrafındakiler kendi köşklerinde rahat bir şekilde yaşayıp gidiyorlardı. Köşkle halkın arasındaki irtibat tamamen kopmuştu. Durum korkunçtu. Memleket baştan başa bir facia içindeydi. Bir tarafta ahlaksızlık diğer tarafta hastalık ve açlık , perdenin iplerini ellerine almış, trajedinin sonunu ilân etmek ve sahneyi bitirmek için sabırsızlanıyordu. Bu perdeler kapansaydı, bugün bir Türkiye olmayacaktı ve biz harbi, II. Cihan Savaşı'na katılmadan en feci şekilde kaybetmiş olacaktık...". Türkeş'in çizdiği bu tablo Türkiye'de ihtilâl fikrinin doğmasına ve gelişmesine zemin hazırlayan sebeplerdir. Türk toplumunun içine düştüğü buhran orduda da etkisini göstermiş, bir grup subay İnönü idaresini devirmek üzere 1942-1943 yıllarında teşebbüse geçmişti. Ancak bu ilk teşebbüs sonuçsuz kaldı. Hemen hemen aynı dönemlerde gerçekleştirilen ikinci teşebbüste, daha çok alt rütbeli subaylar toplanarak ihtilâl gruplarını oluşturmuşlar ve ciddî bir çalışma devresine girmişlerdir. Bu dönemde üç ayrı tarih üzerine anlaşma sağlanmış olmasına rağmen merkez ihtilâl kadrosu üyeleri, sivil iktidara son bir müddet daha verilmesi hususunda fikir birliğine vararak harekâtı son anda durdurmuşlardı. Buna rağmen bazı gruplar aralarında toplantılar yapmaya devam etmişlerdir. İhtilâl plânından vazgeçilmesindeki asıl sebep ise II. Cihan Harbi'dir. Toplantılarına ara vermeyen grup içinde olan Türkeş, 27 Mayıs Hareketi'ni hiçbir zaman bir ihtilâl olarak kabul etmemiştir. Onun ihtilâli değerlendirmesi şu şekildedir; "Biz bu harekete bir asayiş hareketi ve Ak Devrim dedik, 27 Mayıs bir ihtilâl değildir, bir ihtilâl olarak hazırlanmamıştır". Türkeş 27 Mayıs Hareketi'ne katılışını da şöyle nakleder; "ihtilâle 1958-1959 yıllarında muttali oldum ve ondan sonra arkadaşların arasına katıldım. İlk defa Talat Aydemir'den böyle bir teşkilâtlanma olduğunu duydum .Bir gün beni ziyarete geldi "Biz bu hükûmeti devirmek istiyoruz siz de bizimle beraber olur musunuz? " diye bana teklifte bulundu. Ben "Devirip ne yapacaksınız?" diye sordum, "Halk Partisi'ni, İsmet Paşa'yı getireceğiz. İsmet Paşa büyük adamdır vs, gibi şeyler söyledi." Buna Türkeş'in tepkisi sert olmuştur. "Ben ordunun politika dışı kalması görüşündeyim. Atatürk'ün de bir gelenek olarak orduya tavsiye ettiği çok eskiden beri bu olmuştur. Binaenaleyh bunu tasvip etmiyorum, ayrıca da bir siyasî partiyi tutup onunla beraber olmayı diğer bir partinin iktidarına karşı hareket yapmayı da Türk Silâhlı Kuvvetlerinin şerefine uygun görmüyorum, çünkü Türk Silâhlı Kuvvetleri beraberliği temsil eden bir kuvvettir. Herhangi bir partiyle iş birliği yapıp milletin yarısından çoğunu temsil eden diğer bir partinin üstüne yürümesi onun iktidarına devirmesi o partiye karşı hareket etmesi millî birliği zedeler. Bu sebeplerden teklifinizi kabul edemem"  demiştir. Talat Aydemir'e ret cevabı vermesine rağmen Kurmay Albay Faruk Ateşdağlı'nın kendisini ziyaret ederek Silâhlı Kuvvetler içindeki oluşumun içinde yer almasını istemesine karşı çıkmamıştır. Ateşdağlı'nın teklifini kabul eden Türkeş Elazığ'da bulunduğu 1958 yılında ordu içindeki gizli teşkilâta girmiş oluyordu. Daha sonra yarbaylığa terfi ederek Ankara'ya tayin oldu. Ankara'da iken Albaylığa yükselen Türkeş burada gizli teşkilâtın Ankara grubu ile temasa geçti. Türkeş, Ankara'da bulunduğu sıralardaki temaslarında ihtilâlin kaçınılmaz bir hâl aldığını ve bunu yapmaya kararlı grupların Ankara, İstanbul ve Konya illeri başta olmak üzere varlığının farkındaydı. Fakat bu kişilerin ülkenin durumunu düzeltecek bir programları da yoktu. Türkeş, ihtilâlcilerin fikrî yapılarını ve ihtilâlin niçin ve kimler için yapılmak istediğini tespit etmişti. İşte bu anlayışladır ki, ihtilâle katılabilmesi için gerekli ve vazgeçilmez şartlarını tespit etti; "DP iktidarını devirip Halk Partisi'ni iktidara getirmek çözüm değildir. Bütün partilere karşı adaletli, iyi niyetli ve tarafsız bir tutum içinde davranılmalıdır. Şayet DP'lilerin suçlu olanları varsa onlar mahkemeye verilir. Haklarındaki hüküm ancak mahkeme kararıyla tespit edilir ."Gizli örgüt içerisinde özellikle Ankara grubu, yapılması düşünülen muhtemel hareketin DP'yi devirip yerine İsmet Paşa'yı geçirme gibi Türkeş'e göre çok farklı bir amaca yönelik mahiyet arz etmekteydi. Ankara'da cereyan eden toplantılarda daima İsmet Paşa ve CHP tartışması meydana gelmekte dolayısıyla gizli örgüt kuruluş amacında uzaklaşmaktaydı. 27 Mayıs Hareketi'ni gerçekleştiren bu kadronun fikrî ayrılığı, hareket sonrasında da etkisini göstermiş 27 Mayıs'ın kendi içinde geliştirdiği mantığı başlangıçtaki hedef ve ilkelerden saptırmıştır.Bu noktada Alparslan Türkeş'i fikrî anlamda farklı kılan, 27 Mayıs Hareketi'ni, DP'ye kızarak CHP taraftarlığına dönüştürmemek, dolayısıyla siyasî partilere eşit mesafede bulunmak şeklindeki düşüncesidir. Alparslan Türkeş daha sonraki dönemlerde farklı bir çizgi takip ederek ihtilâlin nasıl ve ne şekilde yapılması gerektiği hususunda müstakil bir program ortaya koydu. Alparslan Türkeş'in ihtilâlden önceki plânı şu şekildeydi;1. İhtilâlden sonra idareyi ele alacak olan Millî Birlik Komitesi tam manasıyla demokratik bir meclis olarak çalışmalıdır. Yasama Meclisi, askerî bir karargâh ve cunta hüviyetinde olmamalıdır. 2. Millî Birlik Komitesi idare cihazı, siyasî gruplara karşı mutlak bir tarafsızlık göstermelidir.3. Devrim adaleti, siyasî tercih ve tesirlerden uzak tutulmalıdır.4. Seçim alelâcele değil, en uygun zamanda ve ortamda yapılmalı, mutlak dürüstlüğe riayet edilmelidir. 5. Demokrat Parti'ye oy veren vatandaş kütlelerini suçlu görmek, siyasî haktan mahrum etmeyi düşünmek hatadır. Seçimin meşru ve dürüst sayılabilmesi için halka sadece seçme hakkı değil, tercih etme imkânı da verilmelidir. Hazırlanacak anayasada belirtilecek prensipleri benimseyen yeni partilerin kurulmasına müsaade edilmelidir.6. Seçimlere kadar geçecek süre içinde Millî Birlik Komitesi uzun yıllar köhnemiş siyasî kadro ve liderlerin oy kaygısı, zümre menfaati düşünmesiyle ele alamadığı ana millî davaları, halk vicdan ve idrakine sunacak ve bu konularda köklü reformlara girişecektir. 7. Millî Birlik Komitesi, seçimlere kadar bir Kurucu Meclis'le birlikte teşrii organı olarak görev yapacak, seçimlere Millî Birlik Partisi olarak girecektir.Türkeş'in yaptığı ihtilâl hazırlıklarına en fazla desteği Talat Aydemir, Dündar Seyhan ve Sadi Koçaş veriyordu. Türkeş daha sonraki gelişmeler içinde şöyle diyor; "Kurduğumuz ihtilâl teşkilâtı 14 Eylül 1959'da, Millî Birlik Komitesi adı altında faaliyete geçti. Ondan evvelki hazırlıklarımız bir proje hâlindeydi. Fakat temeli 14 Eylül 1959'da atılmıştır. Komitemiz çalışmalarında tam bir birlik teminini kabul etmiştir. 27 Mayıs şimdiye kadar eşi görülmeyen, gayet güzel ve örnek derecede plânlanmanın eseridir. Bunun içindir ki 27 Mayıs sabahı üç buçuk saatte memleketin bütün idaresini ele almıştır". Türkeş'in 14 Eylül günü Ankara Gençlik Parkı'nda yaptığı bu gizli toplantıya kendisinden başka Sezai Okan, Osman Köksal, Suphi Karaman, Sadi Koçaş, Kadri Kaplan, Dündar Seyhan, Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı ve Rıfat Baykal katıldılar. Toplantıda Alparslan Türkeş, hazırladığı ihtilâl programını anlatarak arkadaşlarının desteğini aldı. Toplantının sonucu Kara Kuvvetleri Komutanı olan Cemal Gürsel'e bildirildi ve Gürsel komiteye on birinci üye olarak katıldı.27 Mayıs Hareketi 1960 yılı Nisan ayına gelindiğinde DP ve CHP'nin hesaplaşması hat safhaya ulaşmıştı. Her iki parti lideri Türkiye'nin çeşitli yörelerine giderek yaptıkları konuşmalarda birbirlerini suçluyorlar ve zaten yüksek olan siyasî tansiyonu daha fazla körüklüyorlardı. Bu arada 25 Nisanda Ankara ve İstanbul'da sıkıyönetim ilân edildi.Artık "ihtilâl" sözcüğü siyasî çevrelerde telâffuz edilmeye başlamıştı. İnönü Saidi Nursi'nin desteği ile hareket eden Menderes ve ekibini hedef göstererek "şartlar tahakkuk olunca ihtilâl bir hak olur" deme gafletini gösterebiliyordu. DP ise "CHP ihtilâl bayraktarlığı yapan tehlikeli bir fesat ocağı hâline geldi" şeklindeki beyanlarıyla âdeta ihtilâlin oluşumunu kolaylaştırıyordu.1960 yılı Mayıs ayında Menderes, halk üzerindeki prestijine rağmen üniversite, basın, ordu ve bürokrat desteğini tamamen kaybetmişti. Ordu içerisindeki ihtilâlci subaylara fırsat veren kargaşa ortamı 27 Mayıs gününe kadar devam etmiştir. İhtilâli hisseden DP, 27 Mayıs'ın hemen öncesinde askere yeni ve yüksek derece ve lojman sözü verdi. Ayrıca 21 Mayıs yürüyüşünde tutuklanan Harp Okulu öğretmenleri ve daha önce tutuklanmış subaylar serbest bırakıldı. Ancak geç kalınmış bu tedbirler ihtilâli durdurmaya yetmedi. Sonuçta beklenen ihtilâl nihayet gerçekleşti. 26 Mayıs günü akşamı İstanbul ve Ankara ihtilâl grupları harekete geçti. İhtilâl aynı gece Harp Okulu'nda başladı. Ankara Radyosu Alparslan Türkeş tarafından ele geçirildi. Türkeş'in bizzat kaleme aldığı ilk tebliğ ihtilâlin amaçlarını ortaya koyması bakımdın tarihî önemi haizdir. Alparslan Türkeş tarafından okunan ilk tebliğ şu şekildeydi;"Aziz Vatandaşlar; Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silâhlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştır. Bu hareket Silâhlı Kuvvetlerimiz, partiler içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında, en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak , idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. Girişilmiş olan bu teşebbüs hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz hiç kimse hakkında şahsîyata müteallik tecavüzkâr bir fiile teşebbüs etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş kanunlar ve hukuk prensipleri esasına göre muamele görecektir.Bütün vatandaşların partilerin üstünde aynı milletten, aynı soydan gelmiş evlâtları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri ıstıraplarımızın dinmesi ve millî varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir.Kabineye mensup şahsiyetlerin Türk Silâhlı Kuvvetlerine sığınmalarını rica ediyoruz. Şahsî emniyetleri kanun teminatı altındadır. Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz Birleşmiş Milletler Anayasasına ve İnsan Hakları prensiplerine tamamıyla riayettir.Atatürk'ün "Yurtta sulh, Cihanda sulh "prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO'ya inanıyoruz ve bağlıyız CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız. Tekrar ediyoruz düşüncemiz "Yurtta sulh, Cihanda sulh"tur". Bakanlar ve meclis üyeleri 27 Mayıs günü yakalanarak Kara Harp Okuluna götürüldüler. Siyasî partiler faaliyetten alıkondu. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar köşkten alındı. Menderes ise Eskişehir'de tutuklanarak Ankara'ya getirildi. 27 Mayıs Harekâtı'nın mana ve maksadı, Türk milletine ve bütün dünyaya ilk defa Türkeş'in beyanı ile açıklanmış ve duyurulmuştur. Bundan önce üç adet tebliğ yayımlanmış olmasına rağmen hiçbirisi hareketin amaçlarını tam manasıyla açıklayacak mahiyette olmadığından Türkeş'in Ankara Radyosundan okuduğu tebliğ "İhtilâlin ilk sesi ve mesajı" olarak kabul edilmiştir. Bu konuşma aynı zamanda Türkeş'in hareket konusundaki düşüncelerin aksettirmesi bakımından da önemlidir. Türkeş bu konuşmasında Türkiye'nin niçin ve nasıl böyle bir noktaya getirilmiş olduğuna en doğru teşhisi koyuyordu. Açıklamanın tatmin ve ikna edici olması Demokrat Partililerin bile ihtilâlcilerin ilk beyanlarına güvenerek memnuniyetlerini dile getiren açıklamalarda bulunmalarına sebep olmuştur. Türkeş, bu harekete Silâhlı Kuvvetler vasıtasıyla partilerin içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtulması ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiştir."Girişilmiş olan bu teşebbüs hiçbir şahsa ve zümreye karşı değildir. İdaremiz hiç kimse hakkında şahsiyete müteallik tecavüzkâr bir fiile teşebbüs etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup olursa olsun her vatandaş kanunlar ve hukuk prensipleri esasların göre muamele görecektir" diyerek 27 Mayıs Hareketi'ne muhatap olanlara teminat vermiş oluyordu.Yine ihtilâlin ilk gününde Türkeş yerli ve yabancı basın mensuplarına hareket hakkında bilgi vermiş, "Türkiye'de demokrasiyi saplandığı çıkmaz sokaktan kurtarmak istedik. Hiçbir şahsî ihtirasımız yoktu. Sadece millete hür ve serbest seçimlerin yapılması imkânını sağlamak gayesiyle hareket ettik..." demiştir. Türkiye'de ordunun idareyi ele alması, batı âleminde müspet karşılanmış ve "beklenen hadise" olarak yorumlanmıştır. İtalyan gazeteleri 27 Mayıs Hareketi'ni "Atatürk'ün ruhu Türkiye'de galip geldi" başlığıyla duyurmuş, İngiliz basını ise "Genç Türklerin Hareketi" başlığıyla konuya geniş yer vermiştir. Yunanistan 27 Mayıs Hareketi'ne karşı tepkisiz kalmış, Güney Kore, DP iktidarının devrilmesini memnuniyetle karşılamış, Irak ise "olay Türkiye'yi ilgilendiren bir iç meseledir" yorumunda bulunmuştur. Türkeş'in şahsî gayretlerine rağmen 27 Mayıs hedefinden saptırılmış, tarafsızlığını koruyamamıştır. Türkeş bu konuda şöyle diyor; "İlk gününden itibaren tarafsızlığına adaletli tutumuna saldırılar başladı. Şahsen beni birçok kimseler ziyaret ettiler. Siz bu tarafı yıktınız, bu taraf hiçbir zaman sizi tasvip etmez, bir kere o tarafın düşmanlığını üzerinize çektiniz. Şimdi CHP'ye karşı çıkıyorsunuz. İsmet Paşa'ya da el uzatmıyorsunuz. Onunla da iş birliğine yanaşmıyorsunuz. O hâlde kime dayanacaksınız dediler". Hâlbuki 27 Mayıs hiçbir parti ve zümreye karşı, herhangi bir zümre veya parti lehine yapılmış olmayıp Türk milletinin lehine yapılmıştır.İhtilâlcilerden bir grubun DP'yi yıkıp, yerine hemen İnönü'yü ve CHP'yi iktidar etme heyecanı ihtilâlin tarafsızlığını ortadan kaldırılmasına sebep olmuştur. Diğer önemli âmil de ordunun başardığı harekâtın birtakım ilim adamı hüviyeti taşıyan kimselerin fikrî yapısına teslim edilişidir. Millî Birlik KomitesiAskerî darbeyi gerçekleştiren subaylardan 38 kişinin yer aldığı Millî Birlik Komitesi 18 Haziran 1960 tarihinde ilk açıklandığında şu isimlerden meydana gelmekteydi;


Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:

Ülkücü Hareket - Başbuğ Alparslan Türkeş

Beykoz Ülkü Ocakları

  Favorilere Ekle
  Sayfayı Ekle
  Anasayfam Yap
  Sayfayı Paylaş

Başbuğ-Lider-Genel Başkan

.

Saat

Abide Şahsiyetler

Asenalar

Anket

Hangi sanatçımızı daha çok dinliyorsunuz?

 

 

 

 

 

 


  Sonuçlar

İstatistik

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün222
mod_vvisit_counterDün217
mod_vvisit_counterBu Hafta1323
mod_vvisit_counterGeçen Hafta1147
mod_vvisit_counterBu Ay856
mod_vvisit_counterGeçen Ay6232
mod_vvisit_counterToplam33440

Online (20 minutes ago): 4
IP: 38.107.191.112
,
Tarih: 04 -09 - 2010