27 Mayıs İhtilali - 2
Menderes döneminde Kara Kuvvetleri Komutanı olan Orgeneral Cemal Gürsel emekli olma hazırlığı içerisindeyken ihtilâl kadrosu tarafından MBK Başkanlığına getirilmiş harekâtın hemen sonrasında ise Devlet Başkanlığı görevini de üzerine almıştı. Aynı zamanda Silâhlı Kuvvetler Komutanı ve askerî hükûmetin başbakanı durumundaydı. Esasında Cemal Gürsel 27 Mayıs Hareketi için alelâcele aranan ve son anda bulunan bir başkan konumundaydı. Hiçbir zaman 27 Mayıs Hareketi'nin ağırlığı ve sorumluluğunu üzerine alabilen bir lider olamadı. Çünkü lider, teşkilâtçılığı ile tebarüz edebilen ve halkın önünde gidebilendir. Lider tayin olunmaz, kendi kendini tayin eder. Lideri toplum yaratır ve toplumun istek ve temayülleri besler. MBK'nin faaliyetlerinin başlamasıyla birlikte komite içinde iki farklı temayülün ortaya çıktığı görülmektedir. Birinci temayüle göre; MBK en kısa zamanda yeni bir anayasa ve seçim yasası hazırlayarak ülke yönetimini yapılacak seçimler vasıtasıyla sivillere devretmeliydi. Bu temayülün liderliğini İnönü ve CHP yapmaktaydı. İkinci temayüle göre ülkenin içinde bulunduğu anarşiden siyasî partilerin sorumlu olması nedeniyle askerî yönetim birkaç yıl sürmeli ve birtakım reformlar gerçekleştirildikten sonra yönetim sivillere bırakılmalıydı. Bu temayül ise özellikle Türkeş ve ekibi tarafından benimsenmiştir. MBK, 12 Haziran 1960'da bir anayasa değişikliğini benimseyerek kendi yönetimine hukukî bir dayanak sağlamıştır. 12 Haziranda yapılan değişiklikle 1924 Anayasasıyla TBMM'ne ait olduğu kabul edilen bütün görev ve yetkiler MBK'ye devredilmiştir. Ayrıca yasa ile DP iktidarı yargılanmak üzere bir "Yüksek Adalet Divanı" kurulmuştur.MBK'nin en önemli tasarrufu 2 Ağustos 1960'da gerçekleşti. Ordudan beş bin subay emekliye ayrıldı. 42 sayılı kanunla gerçekleştirilen bu tasfiye hareketi ordunun reorganizasyonu ve gençleştirilmesine yönelik olduğu kadar, MBK'nin ordu üzerindeki otoritesinin sağlamlaştırılmasına da hizmet etmiştir. 28 Ekim 1960'da ise 147 öğretim üyesi üniversiteden uzaklaştırıldı. Üniversiteden tasfiye edilen profesörlerin aşırı solcu, partizan ve ahlâkî zaafları olduğuna dair iddialar bu hareketin meydana gelmesindeki yegane sebep olarak görülmektedir. MBK tarafından gerçekleştirilen ordudaki tasfiyelere o günkü şartlarda önemli bir tepki gösterilmezken, komitenin üniversitede giriştiği tasfiye eylemi tartışma ve tepkilere yol açmıştır. Tembel, yeteneksiz veya rejim düşmanları oldukları iddiasıyla 147 öğretim üyesinin üniversiteden atılmaları üzerine üniversite rektörleri Turhan Feyzioğlu, Sıddık Sami Onar, Fikret Narter ve Suat Kemal Yetkin istifa ederek, MBK'nin tasfiye hareketini protesto etmişlerdir. Ord.Prof. Ekrem Şerif Egeli, Ord. Prof. Ali Fuat Başgil, Ord.Prof. Recai Galip Okandan, Ord.Prof. Mazhar Şevket İpşiroğlu, Ord.Prof. Ratip Berker, Prof. Tarık Zafer Tunaya, Prof. Takiyettin Mengüşoğlu, Prof. Sahabattin Eyüboğlu, Prof. Yavuz Abadan, Prof. Bülent Nuri Esen, Prof. Aziz Köklü, Prof. Emin Bilgiç, Prof. Hasan Eren, Prof. Zafer Baykoç, Prof. Nusret Hızır, Prof. Tevfik Berkan, Prof. Memduh Yaşa, Prof. Mina Urgan, Doç. İsmet Giritli, Doç. Adnan Benk, Doç. Mukbil Özyörük, Dr. ihsan Ünlüer, Doç. Haldun Taner, Asistan Özer Ozankaya... gibi çeşitli ilim dallarındaki çalışmaları ile tanınan 147 öğretim üyesine ancak 28 Mart 1962'de çıkarılan kanun ile üniversiteye dönme imkânı sağlandı.147'ler olayı, MBK ve ordu faaliyetleri destekleyen aydınlar arasında da ciddî sürtüşme ve kırgınlığa yol açmıştır.Türkeş, ihtilâlden sonra Başbakanlık Müsteşarlığı görevine getirilmişti. Ancak O, Cemal Gürsel'in kendisine olan itimadı ile fiilen başbakanlık görevini de ifa ettiğini belirtmektedir. Bunu yaparken de çok aksayan şeylerle karşılaştığını, hiç arzu edilmediği hâlde kendi nam ve hesaplarına haksızlıklar, baskılar, tecavüzler yapıldığını tespit ettiğini söylemektedir. Türkeş'in tarafsız tutumu bazılarının düşünce ve niyetlerine büyük engel teşkil ediyordu. Türkeş bu durumu eserinde şöyle açıklar; "Benim bir iki partiye karşı da tarafsız tutumum derhâl Halk Partisi'nden ve komitedeki Halk Partili arkadaşların arasında aleyhime bir cereyanın yaratılmasına sebep oldu. Ben ortada kaldıkça iktidar koltuğuna ulaşamayacaklarını biliyorlardı. İnönü'nün uzun yıllardan beri kendi emellerine engel saydığı kimselere karşı kullandığı feci iftiralar ve propagandalarını bu defa da bize karşı seferber ettiler. Bunlardan birisi ırkçılık ve komünistlerin deyimi ile "Kafatasçılık" ithamı idi. Vaktiyle de Turancılık ve Irkçılık davasını nasıl bir evham ve kötü niyet esasına dayanarak uydurulmuş olduğu ve bu dava dolayısıyla yapılan işkenceler, adaleti lekeleyen tutumları hatırlamak icap eder... İnönü ve çevresi eski oyunlarına yeniden başvurmuşlardır". Türkeş, Millî Birlik Komitesi'ne ağırlığını koyarak, ihtilâle ve onun tarafsızlık vaadine gölge düşürmemesi için, siyasî partilerle temas edilmemesi yolunda bir karar alınmasına muvaffak olmuştur. Fakat ne yazık ki alınan bu kararın uzun süre geçerli olmasına komite üyelerinden bazılarının art niyetleri engel olmuştur. CHP ile MBK arasında kurulan bağ ile Halk Partisi yöneticileri komitede cereyan eden görüşmeler ve kararlar hakkında bilgi sahibi oluyorlar ve parti görüşlerini empoze etme imkânı buluyorlardı. İnönü'nün aradığı fırsatı da zaten bizzat Cemal Gürsel İnönü'yü telefonla arayarak yaratmıştı. MBK'de cereyan eden bütün görüşmeleri ajanları vasıtasıyla anında öğrenen İnönü, seçimlerin vadedilmediği gibi en kısa zamanda yapılacağından endişe etmeye başlamıştır. Bu nedenle bir emrivaki yaparak Cemal Gürsel ile görüşmüş ve MBK'nin tarafsızlık ilkesi böylece ihlâl edilmiştir. Gürsel-İnönü görüşmesi Türkeş grubu üzerinde son derece menfi bir tesir yaratmıştı. Telâfisi için bir çare gerekliydi. Türkeş grubu kamuoyundaki yanlış intibaı silmek için, Bölükbaşı'yı Cemal Gürsel ile görüştürme formülünü buldu. Ve bu görüşme gerçekleşti.Türkeş grubu, baştan beri takip ettikleri tarafsızlık tutumunun bir gereği olarak, CHP'nin tavırlarına karşı açıkça vaziyet alınmasına karar vermiş ve bu maksatla da 32 numaralı MBK tebliğini yayımlatmışlardır.
"Aziz Vatandaşlar,Bazı kimselerin millî inkılâp hareketini, kendi partilerine mal ederek vatandaşlar arasında propaganda yapmakta ve diğer parti mensupları üzerinde baskıya yeltenmekte oldukları muhtelif kaynaklardan öğrenilmiştir....Millî İnkılâp, hiçbir şahsın hiçbir zümrenin lehine yapılmış bir hareket değildir. Muhterem halkımızın, köylü ve işçilerimizin demokrasiye kavuşması, hak ve hürriyetlerinin teminatı, iktisadî kalkınması, ana prensibimizdir. Vatandaşların hususi işlerinde her türlü çalışma yerlerinde, kardeşlik duyguları ve huzur içinde bulunmaları esastır.İdarî makamların bölgelerinde vaki olacak bu gibi hareketlerin üzerinde hassasiyetle durmalarını rica ederim".
Tebliğ Cemal Gürsel'in imzasını taşıyordu. Yine aynı şeklide Türkeş ve arkadaşlarının tesir ve telkiniyle Cemal Gürsel 27 Haziranda Türkiye Radyolarından bir de konuşma yapmıştır. Daha önce de belirtildiği gibi ihtilâlin amacından sapmasındaki bir diğer amil de "ilim adamları" olarak davet edilen kişilerin tutumu olmuştur. Türkeş tanınmış hukuk profesörlerinin normal hukuk kurallarına itibar etmeyip, ihtilâlin kendisine has hukukunun işlerliğini telkin edişlerini de şöyle izah etmektedir ; "Yassıada mahkemeleri için hazırlık yapıldığı bir sırada bazı profesörlerden bir teklif geldi.Celâl Bayar, Refik Koraltan'ın yaşları ileridir. Bunları işledikleri suç itibariyle idam cezası verilmelidir. O hâlde Türk Ceza Kanunu'ndaki 65. madde değiştirilmeli. Ben buna karşı çıktım. Hukukta bir prensip vardır, cezalar makable şamil olmaz. Değiştirdiğimiz kanunu o tarihten öncesi fiiller için uygularsak, tarih önünde sorumlu oluruz. Bunu yapmayalım, dediğimiz zaman bir profesör kalktı bana dedi di; "Hayır siz yanlış düşünüyorsunuz. İhtilâllerde bu olur. Şimdi normal hukuk cari değildir. İhtilâl hukuku caridir. Yani ihtilâl hukukunda böyle bir prensip bahis konusu edilemez" bunu bana söyleyen Prof. Dr. Muammer Aksoy'du".Türkeş'in normal hukuk kurallarından yana oluşu bazı arkadaşlarının da tepkisine sebep olmuştur. Türkeş ise "Madem böyle düşünüyorlar, hukukçular bir teklif hazırlayıp altını imza etsinler. Ona göre MBK da böyle bir kanun tadilâtı yapsın, hukukçulardan imzalı bir teklif gelmesi üzerine komite de o maddeyi değiştirdi" diyordu. Türkeş, DP'nin kapatılması için yapılan tekliflere asla itibar etmemiştir. Türkiye'deki bütün partilerin katılımıyla demokratik nizamın devam etmesini istemiştir, DP'nin kapatılması mahkemeye yapılan bir ihbarla olmuştur. İki sene kongresini yapmadığı için mahkeme kararı ile kapatılmıştır ".Türkeş, radyoda yaptığı konuşmasının mana ve ruhuna her zaman bağlı kalmıştır. "İhtilâlin hiçbir şahsa ve zümreye karşı yapılmadığı" ifade edilirken, özellikle DP yöneticileri ve DP'li vatandaşlar zikretmiştir. Yine bu beyanda "Partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırılacaktır" denilmiştir. En önemlisi "idarenin hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim edileceğinin" vadedilmiş olmasıdır. Bu da DP yöneticileri ve DP'li seçmenler için büyük bir teminat olmuştur. Sonuçta Türkeş ve arkadaşları, başı koparılan DP'ye oy ve gönül vermiş büyük vatandaş kitlesine sahip çıkmak ve onları CHP hırsı karşısında yeniden organize edip siyasî bir güç hâline getirmek istemişlerdir. MBK'nin iktidarı devralmasından sonra Alparslan Türkeş'in tesir ve telkinleriyle günümüzde faaliyet gösteren birtakım önemli müesseselerin ihtilâlden hemen sonra kurulmuş olduğu görülmektedir. Bu müesseselere en güzel örnek Devlet Plânlama Teşkilâtıdır(DPT). Bununla birlikte bir Konservatuar Kanunu ve İş Seferberliği Kanunu hazırlatmış, 212 Sayılı Basın Kanunu ile basın mensuplarının bağımsız görev yapmalarına imkân sağlamıştır. Bu yöndeki çalışmalar daha sonra Basın İlân Kurumunun doğmasına yol açmıştır. Alpaslan Türkeş'in uzun vadede gerçekleştirmeyi plânladığı reformlar arasında şunlar sayılabilir; Toprak Reformu, Tarım Kooperatifleri ve Köy Üniteleri, Yedek Subay Öğretmenlik Sistemi, İdarî Reform, İşçi Seferberliği ve Sağlık Hizmetlerinin Sosyalizasyonu. Türkeş ve arkadaşları ülkenin sosyal, iktisadî ve siyasî yapısında kısa ve uzun vadeli reform hareketlerini plânlarken diğer tarafta günlük bir gazete çıkararak ileride kurmayı düşündükleri Millî Birlik Partisi vasıtasıyla kendi seslerini duyurmayı düşünüyorlardı. Bu çalışmalar sonucunda "Öncü" adlı bir gazete kurulmuştur. Gazete, gerçekte 14'lerin yayın organı olmasına rağmen bu durum kamuoyuna resmen duyurulmamıştır. Türkeş'in 1960 İhtilâli sonrasında sosyal ve kültürel alanda meydana gelen boşluğu doldurmak amacıyla kurdurmuş olduğu "Türk Kültür Derneği" ayrı bir öneme sahiptir. Derneğin kuruluş gayeleri arasında köylere hitap etmesi düşünülmüş olmakla birlikte temel felsefesi, Türk gençliğini Marksist ve bölücü ideoloji tesirine karşı uyarmak, onları millî kültürle yoğurmak, teşkilâtlandırmak olarak bizzat Alparslan Türkeş tarafından tespit edilmiştir. Türkeş, Türk Kültür Derneği'nin başına ise yakın arkadaşı Şahap Homriş'i getirmiştir. Dernek çok kısa süre faaliyet göstermiş, Türkeş'in sürgüne gönderilmesiyle atıl kalmıştır. Bugünkü Ülkü Ocakları'nın orijini olarak kabul edilmesi gereken Türk Kültür Derneği, kuruluş felsefesi ve gayesi ile Alparslan Türkeş'in fikir babalığını yaptığı bir misyonun uygulama alanındaki ilk örneği ve teşebbüsüdür. Menderes ve Arkadaşlarının İdamı Meselesi Yassıada duruşmaları 14 Ekim 1960'da başlatıldı. Demokrat Partilileri yargılamak üzere kurulan Yüksek Adalet Divanı adlî ve askerî yargıçlardan meydana gelmekteydi. Salim Bozal'ın mahkeme başkanı, Ömer Altay Egesel'in ise başsavcı olduğu mahkeme, verdiği ölüm ve ağır hapis cezalarıyla olağanüstü dönemlerdeki askerî rejim hukukuna aykırı davranışlarıyla tarihe geçmiştir. Yassıada'da 11 ay süren mahkemelerde 592 kişi yargılanmış, 288 kişi hakkında idam cezası istenmiştir. Sonuçta Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu idam edilmiş, 31 kişi ömür boyu hapse, 418 kişi 6 aydan 20 yıla kadar çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır. 123 kişi beraat etmiş, 5 kişinin davası düşmüştür. Türkeş, MBK'ye yapılan bütün baskılara rağmen DP'li milletvekillerinin tutuklanmasına hatta hükûmet mensuplarının bile hapis edilmesine lüzum olmadığını, bunların hepsinin yurt dışına gönderilmelerinin uygun olacağı görüşünde idi. Cemal Gürsel de ona katılıyordu. Hatta Türkeş, Dışişleri Bakanı Selim Sarper ile bu konuda görüşmüş, Dışişleri bakanı yabancı devlet temsilcileriyle yaptığı görüşmeler sonucunda İsviçre Hükûmeti'nin DP liderlerini kabul edeceklerini öğrenmişlerdi. Ancak MBK bu duruma büyük tepki gösterince mesele bir müddet durdurulmuştur. Bu engeller karşısında DP liderlerinin yurt dışına gönderilmeleri mümkün olmadı. Ancak Türkeş, Yüksek Adalet Divanından idam kararının çıkması durumunda bu kararların MBK'nin tasdikinden geçmesini hükme bağlatmıştı. Böylece idam kararları çıktığı taktirde bu hükümlerin tasdik edilmesini engellemeyi düşünmüştür. Fakat Alparslan Türkeş'in plânlarını bozan ve hesapta olmayan gelişme, 13 Kasım'da 14'lerin sürgüne gönderilmeleriyle ilgili gelişmelerdir. Böylece idamlar önündeki en büyük engel olan Türkeş'in lideri olduğu 14'ler grubu saf dışı bırakılmış ve Cumhuriyet tarihimizdeki hazin sonu hazırlanmıştır.Yassıada'da idam kararlarının çıkacağını hisseden Alparslan Türkeş, Hindistan'da sürgünde olmasına rağmen Dışişleri Bakanı Selim Sarper vasıtasıyla Cemal Gürsel'e gönderdiği mektupla idamlara karşı çıkmıştır. Türkeş, 1960 yılı Haziran aylarının başlarından itibaren başlayan Yassıada olayına görevde kaldığı 6 ay boyunca karşı çıkmış, Menderes ve arkadaşlarına verilebilecek en ağır cezanın sürgün olması gerektiği hususundaki düşüncelerini sonuna kadar savunmuştur.Alparslan Türkeş'in Cemal Gürsel'e gönderdiği 7 Eylül 1961 tarihli mektubu tarihî önemine binaen aşağıya alınmıştır;
"Orgeneralim, Yeni Delhi, 7 Eylül 1961 Size asla yazmak niyetinde değil idim. Fakat bugün memleketin yüksek menfaatleri bakımından bazı hususların dikkatinize sunulması zaruri oldu.Şöyle ki:Yüksek Adalet Divânı birkaç güne kadar eski iktidar mensupları hakkında hükmünü verecektir. Adaletin hükmüne müdahale etmek ve daima hürmetkâr bulunmak şarttır. Ancak, hükümlerin infazı yurtta mevcut durumun nezaketi göz önüne getirilince, ayrıca incelenmeğe değer görülmüştür.Yüksek Adalet Divânı'nın vereceği cezalar içinde idam hükümleri mevcut bulunduğu takdirde bunların tadil edilerek hafifletilmek cihetine gidilmesi çok faydalı olacaktır. Çünkü:a) İdam cezalarının infazı, 13 Kasım'dan beri atılan çok hatalı adımlar dolayısıyla memlekette meydana gelmiş olan huzursuzluğu daha çok arttıracaktır.b) Ölüm cezalarının infazı, yurt dışında da milletimiz ve devletimiz aleyhinde tepkilere yol açacaktır.c) Ölüm cezalarının infazı hâlinde, milletimizi bölen kin ve garaz duyguları şiddetlenecek ve 27 Mayıs'ın amacı olan Millî Birlik ruhunun geliştirilmesini güçleştirecektir.ç) Yukarıda sıralanan mahzurlarına karşılık, cezaların infazı ile memlekete sağlanacak hiçbir fayda yoktur.Esasen siyasî suçlardan dolayı, ölüm cezaları verilmesi bugünün insanlık duygularına uymamaktadır.Buraya kadar sıralanan mutalâalara ilâveten, hukuk bakımından da şu hususların incelenmesi lüzumludur.I- Yüksek Adalet Divanının vereceği idam kararlarının nihaî incelenmesi, bununla ilgili kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tek meşru yasama organı bulunan 27 MAYIS MİLLÎ BİRLİK KOMİTESİ'ne ait idi.II- Bugün ise, yasama organı yalnız başına 13 KASIM KOMİTESİ değil, Temsilciler Meclisi ile birlikte Komite'den meydana gelen Kurucu Meclis'tir.III- Türk Anayasası'na göre, idam hükümlerinin nihaî incelenmesi, yasama organlarına aittir. Şu halde, bugün Yüksek Adalet Divanı'nın vereceği idam kararlarının yalnız 13 KASIM KOMİTESİ'nce incelenmesi hukukî ve meşru olamaz.Aksi hâlde, millet ve tarih önünde sorumlu olacağınızı hatırlatırım.Saygılarımla,Alparslan Türkeş
Mektup incelendiğinde Türkeş'in idam cezalarına karşı çıkması, siyasî, sosyal ve hukukî temellere dayandığı görülmektedir. İdamların ülkede huzursuzluğa yol açacağını ve bölünmelere sebep olacağını savunan Türkeş aynı zamanda ülkenin dış itibarının da zedeleneceğine işaret etmiştir. Hukukî açıdan ise 13 Kasım tasfiyesi ile meydana gelen yeni MBK'nin idam kararlarını incelemesi ve onaylamasının hiçbir hukukî dayanağının olamayacağının iddia ederek, idamları engellemeye çalışmıştır.13 Kasım Tasfiyesi ve Alparslan Türkeş'in Sürgüne GönderilişiMBK içindeki bir grup, en geç iki ay içinde seçim yaptırıp iktidarı sivillere devretmek düşüncesindeydiler. Bu "siviller" kavramı aslında "İnönü ve CHP" demekti. Oysa Türkeş ve arkadaşları hemen bir seçim yapılmasına taraftar değillerdi. Çünkü memlekette bir DP gerçeği vardı ve bu partiye mensup vatandaşlar her fırsatta İnönü iktidarını istemediklerin dile getiriyorlardı. Türkeş ve arkadaşları MBK'yi bir siyasî parti hâlinde organize etmeyi düşünmüşlerdi. Cemal Paşa da uygun görmüş ve bu görev Türkeş'e verilmişti. Türkeş bu konuda şöyle diyor; "Bizim görüşümüz bugün başsız kalmış bir DP'li vatandaş kitlesi var. Mademki ileride demokrasiye dönmekten bahsediyoruz,, bu DP'li vatandaş kitlesini toparlayalım,organize edelim, sonra da seçime gidelim. Ben öyle zannediyorum ki bu şeklide hareket edersek seçimi kazanabiliriz ve bu seferde seçim kazanmış iktidar olarak işe devam ederiz. İşte bizim düşüncemiz buydu".İktidarın Halk Partisine devredilmesine karşı olan Türkeş ve arkadaşları bir toplantı yaparak meseleyi müzakere ettiler. Toplantıda alınan kararlar şunlardı;
1. Yalan ihbarlarla ilgili bir bildiri yayımlanacak, bu kabil ihbarlarda bulunanlar hakkında şiddetli cezalar tatbik olunacağı bildirilecektir.2. İdare amirlerine bir genelge gönderilerek, vatandaşlara keyfî baskı ve tazyik yapılmasına mani olunması istenecektir.3. Milli Birlik Komitesi ve idare mekanizması partiler üstü kalacaktır.4. Memleket şartları henüz seçime müsait değildir
O gece varılan fikir birliği komiteye de aynen intikal ettirilmiştir. İhtilâl idaresinin dört yıl daha iktidarda kalması teklif olunmuş, ayrıca bunun halk oyuna sunulduktan sonra gerçekleşmesi istenmiştir. MBK'nin 25 üyesi bu önergeyi imzalamıştır. Türkeş ise dört yıl sonra yapılacak seçimlerde CHP karşısına Millî Birlik Partisi olarak çıkılmasının 27 Mayıs ilkelerine uygun düşeceğini belirtiyordu. Türkeş, Millî Birlik Komitesinin kuruluş gayesini anlatarak, Komitenin ihtilâl hareketini başardıktan sonra memlekette köklü reformlar yapmak, müsait seçim zemini hazırlamak ve seçimlere Millî Birlik Partisi adıyla katılmak için kurulmuş olduğunu söyledikten sonra şöyle dedi;
"27 Mayıs İhtilâli'nin gayesine ulaşabilmesi için Komitenin kuruluş sebeplerini ortadan kaldırması lâzımdır. Reformları gerçekleştirinceye kadar idareyi elimizde bulundurmak mecburiyetindeyiz".
MBK Başkanlığına verilen 25 imzalı bir önerge ile, ihtilâl idaresinin dört yıl iktidarda kalması, bunun için de referandum yapılarak halkın arzusunun tespit edilmesi isteniyordu. Bu önergeyi imzalayan üyeler şunlardı: Cemal Gürsel, Cemal Madanoğlu, Sıtkı Ulay, Fahri Özdilek, Osman Köksal, Sami Küçük,Suphi Gürsoytrak, Kamil Karavelioğlu, Suphi Karaman, Muzaffer Yurdakuler, Kadri Kaplan, Mehmet Özgüneş,Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı, Muzaffer Özdağ, Rifat Baykal, Fazlı Akkoyunlu, Ahmet Er, Dündar Taşer, Numan ;Esin, Mustafa Kaplan, İrfan Solmazer, Şefik Soyuyüce, Muzaffer Karan ve Münir Köseoğlu.Önergenin okunması üzerine Türkeş yeniden söz aldı. Arkadaşlarıyla aynı görüşte olduğunu, fakat dört yıl sonunda yapılarak seçimlere Halk Partisi'nin karşısında Millî Birlik Partisi olarak gidilmesinin 27 Mayıs ilkelerine uygun düşeceğini belirtti. Ahmet Yıldız, Haydar Tunçkanat, Şükran Özkaya, Selahattin Özgür, Emanullah Çelebi, Sezai Okan, Fikret Kıytak, Vehbi Ersü, Mucip Ataklı, Refet Aksoylu ve Ekrem Acuner önergenin tümüne itiraz ediyorlardı. Bunlar eski görüşlerini ısrarla savunuyorlar ve seçimlerin en kısa zamanda yapılmasının ve iktidarın seçimim kazanacak partiye devredilmesinin , böylece 27 Mayıs günü millete yapılan vaadin yerine getirilmesinin gerektiğini belirtiyorlardı.Başkan Cemal Gürsel, Türkeş'in görüşüne katıldığını söyleyince, önergede imzaları bulunduğu hâlde çekimser davranan bazı üyeler de meselelerine sahip çıkmışlardı. Uzun tartışmalardan sonra, Millî Birlik Komitesinin dört yıllık iktidarda kalması, köklü reformlar yapması, bunun için referanduma başvurulması ve dört yıl sonra yapılacak seçimlere Millî Birlik Partisi olarak iştirak edilmesi 11'e karşı 26 oyla kabul edildi. Komite bu kararı 1960 yılının Eylül ayı başında almıştı.Kararın alınmasından sonra bütün Komite üyelerinin halkla temasa geçmeleri, onların arzularını öğrenmeleri ve edinecekleri intibaı Komiteye getirmeleri için bir gezi programı hazırlanmış teklif edilmişti. Bu teklif de kabul edildi ve Komite üyelerini 15 Eylül'de başlamak ve Eylül sonunda tamamlanmak üzere yapacakları gezileri programlaştırmak için bir komisyon kuruldu. Bu olaylar cereyan ettiği sıralarda Komite 14'ler, 11'ler, 7'ler ve 5'ler olmak üzere dört gruba ayrılmıştı. 14'ler grubunu Alparslan Türkeş, Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı,Muzafer Özdağ, Rifat Baykal Fazıl Akkoyunlu, Ahmet Er, Dündar Taşer, Numan Esin, Mustafa Kaplan, İrfan Solmazer, Şefik Soyuyüce, Muzaffer Karan ve Müner Köseoğlu; 11 ler grubunu Ahmet , Haydar Tunçkanat, Şükran Özkaya, Selahattin Özgür, Emanullah Çelebi, Sezai Okan, Fikret Kuytak, Vehbi Ersü, Mucip Ataklı, Refet Aksoyoğlu ve Ekrem Acuner; 7 ler grubunu Sami Küçük, Suphi Gürsoytrak, Kâmil Karavelioğlu, Suphi Karaman, Muzaffer Yurdakuler, Kadri Kaplan ve Mehmet; Özgüneş; 5'ler grubunu da Cemal Gürsel, Cemal Madanoğlu, Fahri Özdilek, Sıtkı Ulay ve Osman Köksal teşkil ediyorlardı. 14'ler grubunun lideri Alparslan Türkeş, 11'ler grubunun lideri Ahmet Yıldız, 7'ler grubunun lideri Sami Küçük ve 5'ler grubunun lideri de Cemal Gürsel idi. 14'ler Komiteye hâkim gruptu ve toplantılardan istediği kararı çıkarmasını biliyordu. Maksadı dört yıl iktidarda kalmak, daha sonra parti olarak Halk Partisi'ni karşısında seçimlere girmekti. Türkeş, Komite bu konuda karar almadan önce meseleyi Devlet ve Hükûmet Başkanı Cemal Gürsel'e de açmış Milli Birlik Komitesinin Millî Birlik Partisi hâline getirilmesi için onun mutabakat ve muvafakatini almıştı. Gürsel'in talimatı üzerine bazı politikacılarla bu konuda temasa geçen Türkeş meseleyi Ekrem Alican, Aydın Yalçın ve Necip San'la görüşmüş, hatta partinin tüzüğünü hazırlamak üzere CKMP Milletvekili olan Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Albay Fuat Uluç'u görevlendirmişti. 13 Kasım İhtilâli yapıldığı sırada partinin tüzüğü kısmen hazırlanmış bulunuyordu. 11'ler grubunun maksadı, seçimleri en kısa zamanda yapmaktı. Bunlar böylece 27 Mayıs İhtilâli'nin hedefine varmış olacağına inanıyorlardı ve Halk Partisi ileri gelenleri ile sıkı temas hâlinde bulunuyorlar. Onların görüşlerinden istifade ediyorlar, hatta bu görüşleri zaman zaman Komite toplantılarına bile getiriyorlardı.7'ler grubu, 14'ler ve 11'ler arasında denge unsuru olarak vazife görmek istiyordu. Daha ziyade 14'ler grubuna yatkın fikrî çalışmalarda bulunuyordu. Çoğunluğu generallerden kurulu 5'ler grubu ise bütün grupların üstünde tarafsız ve uzlaştırıcı bir politika takip ediyordu. Bununla beraber 5'ler grubu da çok zaman 14'ler grubunun fikri temayülleri istikametinde hareket ediyorlardı.Aynı tarihlerde İnönü tarafından "Tabiî Senatörlük" olayı ortaya atılmıştı. Türkeş ve arkadaşları böyle bir şeyin millet huzurunda edilen yemine ihanet olacağını ileri sürerek buna karşı çıkmışlardı. Sonuçta 26'ya 11 çoğunlukla bu fikir de reddedilmişti.
Türkeş MBK üyesi subayları şu üç kategoriye ayırır;1. Yarışçılar; Milletimiz kendi ayakları üzerinde kurabilecek kuvvetli ve müreffeh bir seviyeye getirmek gücünü kendilerinde bulanlar, 2. İstikballerini CHP'ye Bağlayanlar; İktidarı CHP'ye devredince her şeyin düzelebileceğini sanıp kendilerine teklif edilen ebedî parlâmento koltuklarını ve altın heykelleri hayal eden gafiller,3. Olaylara Seyirci Kalanlar : Hiçbir mesele ile ilgilenmedikleri için olayların akışına tâbi olanlar.
İşte bu bölünmüşlük ihtilâli yok etmenin başlangıcı olabilirdi. Ayrıca Türkeş grubunun, Tabiî Senatörlük fikrini reddetmelerinin kendilerine karşı düşmanlığı arttırdığı açıktır.Bir diğer sebep ise komünistlerin 27 Mayıs'tan azamî ölçüde faydalanma çabası içinde olmaları ve milliyetçi, Türkçü, aynı zamanda radikal reformcu ve sosyal adaletçi hareketlere karşı her türlü propaganda faaliyetini gerçekleştiriyor olmalarıydı.İnönü'nün ortaya atmış olduğu ırkçılık ve Turancılık suçlamalarıyla hem yurt içinde hem de yurt dışında Türkeş'i tanımayan çevrelerde fanatik ve korkunç bir insan tipi doğmuştur. Bu da 13 Kasım'ın meydan gelmesinde önemli rol oynamıştır. Türkeş, 13 Kasım Hareketi'nin ortaya çıkmasına sebep olarak mason olma tekliflerinin reddedilmesini gösterirken bir diğer sebep de şuydu; Türk milletini çağdaş medeniyete ulaştırmak, ülkü, kültür birliği yoluyla manevî bir kalkınma sağlamak sosyal ve iktisadî reformları milliyetçi bir açıdan gerçekleştirmek amacı gütmek yerine hemen bir anayasa düzenleyerek memleketin yönetimini hukuk esasına bağlamak yoluna gidenler meşru ve haklı davranışlarına tahammül edemedikleri bir kısım MBK üyelerine karşı Anayasayı ihlâl ederek bir ihanet hareketinde bulunmuşlardır.Türkeş'in ifadesinden 13 Kasım Hareketi'ni çok önce sezmiş olduğu anlaşılmaktadır: "Eylül ayından itibaren komite artık birbirine düşman iki grup hâlindeydi. İnönü 'de komite de olup bitenleri dikkatle takip ediyor ve endişeye kapılıyordu. İnönü yanına partinin ileri gelenlerini de alarak Gürsel'i ziyaret etti. Kendisiyle uzun bir görüşme yaptı. Ertesi gün görüşmeler alt kademelerde cereyan etti, fakat gizliliğine son derece dikkat olundu. Ne olmuşsa bu görüşmelerden sonra olmuş, 13 Kasım İhtilâli ufukta görülmeye başlamıştı ". Ayrıca Türkeş ve arkadaşları "Kurucu Meclis" fikrine de karşıydılar ve "Millet Şurası" adlı bir meclisin acele toplanmasını istiyorlardı. Konu hakkında Türkeş şunları söylemektedir; "1960 Ekiminin son günlerinde MBK bir Kurucu Meclis kurulmasını faydalı mülahaza etti ve bunun için gerekli hazırlıkları yaptırmak vazife ve yetkisini Cemal Gürsel Paşa'ya verdi...Gürsel Paşa'nın toplanacak Kurucu Meclis'in Anayasasını hazırlamak ve gerekli düzeni yapmak üzere üç kişilik bir kurul kurduğunu öğrendik. Bunlar CHP'li idiler. Böyle bir kurulun hazırlayacağı Kurucu Meclisin partizan bir kimliğe bürüneceği yolunda büyük endişelere düştük... Paşa tarafından seçilmiş olan üç kişinin CHP'li oluşunu şiddetle tenkit ettik ve bunun mahzurlarını belirttik Kurula tarafsız ilim adamlarından ve diğer partilerden dört üye daha katılmasını teklif ettik. Toplantı sonuçsuz dağıldı ... Tüm bu olaylar 13 Kasım'a yol açmıştır." Türkeş, 13 Kasım Hareketi'ni, 27 Mayıs'ı arkadan hançerleme şeklinde değerlendirmektedir. Türkeş'e göre; "13 Kasım aynı zamanda bir anayasa ihtilâlidir. Bütün Millî Birlik üyelerini kabul ve imza ederek ilân ettikleri 27 Mayıs Anayasasının çiğnenmesidir. Bir tarafta Yassıada'da eski iktidar mensupları Anayasayı ihtilâlden muhakeme edilirken, bir tarafta da 13 Kasımcılar kendi yaptıkları Anayasayı ayaklar altına alarak 27 Mayıs'ı katletmişlerdir..... 27 Mayıs memleketi hızla kalkındırmak için güzel bir fırsattı. Bu fırsat heder edildi. 27 Mayısçı rolüne çıkmaları ve 27 Mayıs'ı savunur görünmeleri çok hazindir. Bunların yaptıkları 27 Mayıs'ı savunmak değil kendi çıkarları için 27 Mayıs'ı istismar etmektir" demiştir.Türkeş'in 13 Kasım'ın sebepleri üzerindeki görüşlerini özetlemeye çalışalım: "Bizim ne İnönücülere, ne de Gürselcilere benzer tarafımız vardı. Biz ne havaî iktidar ile sermesttik, ne de şahsî ikbal peşindeydik. Biz uzun süredir tedavi görmeyen birçok memleket yaralarının kangren olmasını önlemek istiyorduk. Biz de sabırsızdık ama memleket dertlerinin bir an evvel çözümlenmesi için..." Türkeş, ihtilâlin iktidarı İnönü'ye devretmek maksadıyla yapılmadığını bütün baskılara rağmen kendisinin ve arkadaşlarının her zaman bu fikre şiddetle karşı çıktıklarını belirtir. Nitekim İnönü'nün de daha sonra kendilerine hak veren beyanatlarının olduğuna da eklemektedir.Türkeş, 13 Kasım'ın bir diğer nedeni olarak, MBK'de bir kısım üyelerin siyasî bir ülküden, siyasî, içtimaî bir gayeden yoksun olmalarını gösterir. Bunun için de CHP'nin ortaya attığı her türlü fikre heyecanla sarılmışlardır. MBK içinde ihtilâlin daha ilk günlerinde başlayan görüş ayrılığı 1960 Eylülünün başında artık çözümlenemeyecek bir hâle gelmişti.1960 yılının Ekim ayında ise Alparslan Türkeş, Başbakanlık Müsteşarlığı'ndan istifa etti. 14'ler grubunda çare olarak "komitenin fikirsiz kanadını budamak" şeklinde görüş ortaya çıkmıştı. İlk olarak 14'lerden Alparslan Türkeş ve Dündar Seyhan'ın düşündüğü tasfiye hareketi, komite içinde ihtilâlin gayelerine ters düşen 4-5 kişinin ülke dışına sürgüne gönderilmesi şeklindeydi. Grupta tasfiye hareketi göze alamayan üyeler de mevcuttu. Onlara göre, karşı tarafla görüşmek suretiyle meseleleri hâlledilebilirdi. Alparslan Türkeş ise ikinci bir operasyon günlerini olduğunu ve tedbir almalarının gerektiği ısrarla vurgulamıştır.Kasım ayı başlarında Türkeş, Orhan Erkanlı, Orhan Kabibay, Numan Esin ve İrfan Solmazer ile İstanbul'da yaptığı görüşmeler sonunda tasfiyenin yapılmasına karar verilmiş hatta bir de harekât plânı hazırlanmıştı. Ancak Türkeş'in haricinde diğer dört MBK üyesinin durum Cemal Gürsel'e bildirmesi Komite içinde "karşı ihtilâlin" doğmasına sebep olacaktır .14'lerden daha erken davranan Cemal Gürsel, 6 Kasım 1960 Pazar günü İstanbul'dan hareket ederek Ankara Etimesgut Askerî Havaalanı'na inen MBK'nin beş üyesinden Alparslan Türkeş, Orhan Erkanlı, Orhan Kabibay, Numan Esin ve İrfan Solmazer'in tutuklanmaları için Ankara Komutanı General Madanoğlu'na emir verdi. Madanoğlu "Komutanım ben onların icabına bakacağım. Bugün acele etmeyelim" diyerek MBK içinde bir iç hesaplaşmayı başlatmıştı. Bu hadiseden bir hafta sonra 13 Kasım 1960 günü bir baskınla MBK'nin 14 üyesi yakalanarak elçiliklerimiz nezdinde ihdas edilen müşavirliklere gönderilmiştir. Kurmay Albay Alparslan Türkeş'in Gazi Osman Paşa Kader Sokak'taki özel konutuna saat 9.30'da gelen sivil bir görevli Cemal Paşa'nın mektubunu tebliğ etmek istemiş, bunu kabul etmeyen Türkeş'in kapısı kırılmak suretiyle tebliğ işlemi, zor kullanılarak yapılmıştır.Cemal Paşanın mektubunda Türkeş'in MBK üyeliğinin sona erdiği bildirilmekte, ikinci bir emre kadar evden çıkmaması istenmekteydi. Türkeş hatıralarında o andaki tutukluluk hâlinden kurtulabilse idi güvendiği birliklerle irtibata geçmek suretiyle karşı harekâtı bastırabileceğini ifade etmiştir. Ancak Türkeş düşündüğünü gerçekleştirememiş gelişmeler karşısında sessiz kalmıştır. 27 Mayıs İhtilâli'ni gerçekleştiren Millî Birlik Komitesi 38 kişiden meydana gelmişti. İçlerinden General İrfan Baştuğ bir trafik kazasında ölünce, Komite 37 kişiye düştü. 13 Kasım 1960 Operasyonunda ise, bu üyelerden 14'ü daha uzaklaştırılıyor, yurt dışına sürgün ediliyordu. 14'lerin yeni görev yerleri şöyleydi;
Alparslan Türkeş :Yeni Delhi (Hindistan)
Orhan Kabibay :Brüksel (Belçika)
Orhan Erkanlı :Mexico City (Meksika)
Münir Köseoğlu :Stockholm (İsveç)
Mustafa Kaplan :Lizbon (Portekiz)
Muzaffer Karan :Oslo (Norveç)
Şefik Soyuyüce :Kopenhag (Finlandiya)
Fazıl Akkoyunlu :Kâbil (Afganistan)
Rıfat Baykal :Tel-Aviv (İsrail )
Dündar Taşer :Rabat (Fas )
Numan Esin :Madrid (İspanya)
İrfan Solmazer :Lahey (Hollanda )
Muzaffer Özdağ :Tokyo (Japonya )
Ahmet Er :Trablus (Libya )
Türkeş, 27 Mayıs ihtilâli ile ele geçirilen iktidar dönemlerinde Türkiye'nin temel meselelerini çözme yolunda bazı teşebbüslerde bulunmayı önemli bir fırsat olarak görmüştü. Türk Kültür Birliği Teşkilâtının kurulması, eğitim seferberliği, yedek subayların eğitim hizmetlerinde kullanılmaları hep bu tür teşebbüslerin ürünleriydi. Türkeş daima "Millî eğitim davası çözülmeden hiçbir davanın muvaffak olmasına imkân yoktur" düşüncesindeydi. A. Türkeş'in yaptığı bir konuşmada, ihtilâli tarifi ve konuyla ilgili benzetmeleri oldukça ilgi çekicidir; "İhtilâl bir deniz fırtınasına benzer. Rüzgâr kesildikten sonra dalgalanmalar devam eder. Bugün bu çalkantıları durdurmak için dalga kıran olmaya çalışanların o günkü fırtınada sürüklenmelerini kendileri için bir suç saymıyorum. İhtilâlci ile maceracı arasındaki fark, doktor ile kasap arasındaki farka benzer. Doktor da bıçak kullanır kasap da. Ancak doktor yaşatmak, kasap öldürmek için. İhtilâlci de cemiyet yarasını deşmek için çoğu hâllerde bî-günah kimselere zarar vermeye mecbur kalır. Bu eşyanın tabiatında bulunan zarurî bir ıstıraptır. 27 Mayıs Operasyonunu ayıplarken bu ıstırabın en az olmasına çalışıldı. Başarıldı da. Ancak nekahati uzun ve ıstıraplı oldu. Zira operatörler ortadan çekildi, yerlerini kasap çırakları aldı".27 Mayıs İhtilâli'nde Türkeş'in diğer komite üyelerinden farklı ve mümeyyiz yönleri mevcut idi. Türkeş ihtilâl komitesinde daha işin başından itibaren ne yapmak istediğini bilen, plân ve stratejisini ona göre kuran ve ele geçirdiği fırsatlardan bu yolda istifade etmesini bilen bir kurmay subay olarak temayüz etmiştir. Türkeş bu özelliği ile çeşitli kimselerin dikkatlerini üzerine çekmiş ve onların tek hedefi olmuştur. Türkeş milliyetçi ruh ve heyecan ile Türkiye'nin tarihî gelişimi içinde çözümlenememiş, temel meseleleri çözeceklerine samimiyetle inanmıştır.Türkeş, 27 Mayıs İhtilâli ile bozulan, zedelenen millî birlik ve beraberlik ruhunu yeniden ihya etme gayreti içinde olmuştur. İhtilâlin kin ve nefret tohumları ekmesine engel olmaya çalışmıştır. Bu düşüncelerini en iyi ifade eden de, şüphesiz ilk radyo konuşmasıdır. Türkeş kansız bir ihtilâl düşünmüştür. Daha ilk günlerde Bayar ve Menderes ile konuşmuş DP yöneticilerinin yurt dışına gönderilmelerini arzu etmiştir. Fakat iktidar koltuğu için hırs ile yanıp tutuşan zihniyetin mukavemeti ile Türkeş ihtilâl bünyesinden koparılarak yurt dışına sürülmüştür. Türkeş oradan bile devlet ve hükûmet başkanına mektuplar göndererek idamlara engel olmaya çalışmıştır.
Sonuç olarak 27 Mayıs İhtilâli'ni en güzel Alparslan Türkeş'in değerlendirmesi ifade etmektedir; "Ben 27 Mayıs tecrübesini geçirdikten sonra, o kanaate vardım ki, ihtilâl yoluyla bir memlekete hizmet etmek mümkün değildir.Ne kadar eksik, ne kadar aksayan tarafları olursa olsun hukuk yoluyla bir memlekete bir millete hizmet en iyi yoldur...İhtilâl otoriteyi yıkar, anarşi başlar. Bu anarşiyi durdurmak,yeniden otoriteyi ve düzeni kurmak çok güç bir meseledir. Ve memleket bundan zarar görür. Bunun ben içinde bulundum, fiilen yaşadım, Memleketin aydınlarına, vatansever insanlarına tavsiyem şudur; "En kötü hukuk nizamı, en iyi ihtilâlden iyidir".
- 16/06/2009 22:33 - Temel Davamız
- 20/05/2009 21:50 - 9 Işık - 9 Beşlik
- 20/05/2009 21:43 - Bayrak Adam
- 20/05/2009 21:42 - Devlet Bahçeli'nin Kaleminden Başbuğ
- 20/05/2009 21:41 - Milliyetçilik Anlayışı
- 20/05/2009 21:35 - 27 Mayıs İhtilali
- 20/05/2009 21:32 - Hayatı
Üye Giriş
Ülkümüz
Ülkü Ocakları Dergisi

İletişim
Beykoz Ülkü Ocakları
Saat
Abide Şahsiyetler
Anket
İstatistik






![]() | Bugün | 233 |
![]() | Dün | 217 |
![]() | Bu Hafta | 1334 |
![]() | Geçen Hafta | 1147 |
![]() | Bu Ay | 867 |
![]() | Geçen Ay | 6232 |
![]() | Toplam | 33451 |
IP: 38.107.191.112
,
Tarih: 04 -09 - 2010

Beykoz Ülkü Ocağı Dergi Temsilciliği Başkanı Mehmet Gündoğdu, yapmış olduğu konuşmada, Ülkü Ocaklarının temel amacının, milletimizi asırlardan beri sürüp gelen iktisadi, siyasi ve sosyal sorunlarını, Türk milletinin tarihi gerçeklerini, dinine, ırk ve adaletine, kısacası Türkiye’nin gerçeklerine uygun milli bir amaçla halletmek en yüce gaye, olduğunu belirtti.




















